Almanya’da Türkler için Türkçe kursu gerçek oldu

Almanya’da Türkçe konuşabilen Türklerin sayısı o kadar hızlı bir şekilde azalıyor ki, ‘Gün gelecek Türkler Türkçe öğrenmek için kursa gidecek’ şeklindeki öngörü de artık gerçek oldu. Berlin’de Türklerin yoğun biçimde yaşadığı Neukölln semtinde bile Türkler Tükçe kursuna gidiyorsa, Türklerin yoğun olmadığı şehirleri siz düşünün!

\r\nNeukölln! 330 bine yakın nüfusu olan bu Berlin semtinin yüzde 40’tan fazlasını göçmenler oluşturuyor.Göçmenlerin çoğunluğunu ise Türkler. Kilometrelerce uzanan upuzun caddelerinde Türkçe tabelalı türlü dükkânın ardı arkasının kesilmediği bu semtte dolaşanlar önüne çıkan herkesle Türkçe konuşabileceğini düşünebilirler. \r\n\r\nBu semtte tabelalara aldanmamak gerekiyor. Neukölln, Adriyatik-Çin hattına düşmediğinden olsa gerek,  bu semtte bile Türkçe konuşabilenlerin sayısı hızla düşüyor. Hatta, ‘Türkler bir gün Türkçe öğrenmek için Türkçe kurslarına gidecek’ öngörüsü tam da bu semtte gerçek oldu.\r\n\r\nHaberi veren bir Türk gazetesi değil. Çünkü Berlin’de bunu dert edinecek Türk basını kalmadı. Alman basını da değil. Alman gazetecilerin çoğuna göre bu dil, ‘anne-babası Türkiye’den gelenlerin köken dili’. Haberi veren İsviçre basınından Neue Zürcher Zeitung gazetesi. \r\n\r\nGazetenin amacı aslında Türkçenin Almanya’da geldiği durumu ortaya koymak değil. Neue Zürcher Zeitung (NZZ) daha ziyade Türklerin neden sürekli olarak toplumun en aşağı tabakasını oluşturduğunu, bu toplumun eğitim düzeyinin neden diğer göçmen gruplara nazaran aşama kaydedemediğini ortaya koymak. Anadili eğitimi bu konudan bağımsız olmadığı için ister istemez araştırmanın parçası olmuş. \r\n

TÜRK GENÇLERİ TÜRKÇE BİLMEDİKLERİ İÇİN UTANIYORLAR

\r\nNZZ, Ürün Sarıgül adlı bir genç kadının hikayesi üzerinden bu sorunu ele alıyor ve onu Neukölln’deki bir dil okulunda Türk ismini taşıyan biri olarak Türkçe öğrenirken buluyor. Sokakta oynayan yaramaz çocuklarıyla, kollarını sıvayarak ağır adımlarla camiye giren yaşlılarıyla Türkiye’den farksız olan bu semtte yaşayan 27 yaşındaki Sarıgül böyle bir yerde anadilini bilmiyor olmaktan dolayı hiç de mutlu değil.  Bu memnuniyetsizliğini NZZ’e şu cümleyle özetliyor genç kadın: “Anne-babamın dilini Türkçeye yeni başlayanlar kursuna gidecek derece sefilane bir şekilde konuşabiliyor olmam aslında utandırıcı bir durum.”\r\n\r\nÜrün Sarıgül, bu itirafla bir rahatsızlığını dile getiriyor ve bu rahatsızlık aslında ümit verici bir gelişme. Çünkü ‘Çocuklarımız önce Almanca öğrensin, Türkçeyi nasıl olsa evde öğreniyorlar’ rahatlığının beraberinde getirdiği bu acıklı durum, meselenin ne kadar önemli olduğunu göstermiş. Rahatsızlık,Türkleri Türkçe kurslarına mecbur ederek yeni bir başlangıca yol açmış. Türk gençleri Türkçeyi,  İtalyan gençleri gibi anne-babalarının dili olarak görmüyorlar, konuşamasalar da kendi dilleri olarak görüyorlar ve bu durumu umarsızlıkla değil utanarak dile getiriyorlar.\r\n

KAYBETTİKLERİ TÜRKÇE İLE BİRLİKTE KÖKLERİNİ DE ARIYORLAR

\r\nBunu Ürün Sarıgül’ün sınıftaki tek Türk olmaması da ispat ediyor. Kursun sahibi Ergün Işık’ın NZZ’e anlattığına göre bundan on yıl önce dil okuluna sadece Türklerle evlenen Almanlar yazılıyordu. Şimdi ise avukatlar, sosyal pedagoglar, Almanca öğretmenleri ve hastabakıcılar katılıyor. \r\n\r\nVe sayıları giderek artan Almanya doğumlu olan ama Türkçesinden memnun olmayan Türkler. Türkçeden memnun olmamak, aslında kimliğinden de memnun olmamak veya emin olmamak anlamına geliyor Türk gençleri için. Diğer Türk kursiyerler gibi Türkçe gramer kurallarıyla boğuşan, alışık olmadıkları ifade biçimlerini anlamaya çalışan Sarıgül aslında Türkçe kelimelerin köklerinin yanı sıra kendi kimliğinin köklerini de arıyor ve bunu şu sözlerle anlatıyor: “Önceleri hep şunu söylerdim: Ben, anne-babası Türkiye’den gelen bir Almanım. Ama bir süre sonra kendime şunu sormaya başladım: İyi de içimde hala bir Türk varken ben nasıl bir Almanım? \r\n\r\nNZZ, üniversitede senaryo ve dramaturji okuyan Sarıgül’ün içinde olumlu bir parça olarak gördüğü bu kimliği olumsuz bir özellik olarak taşımak zorunda kaldığına ve bu yüzden de birçok Türk genci gibi zorluklarla dolu bir biyografiye sahip olduğuna vurgu yapıyor.

PAYLAŞ