ilkelihaber.com, ilkeli haberciliğin adresi -
$ DOLAR → Alış: 3,77 / Satış: 3,79
€ EURO → Alış: 4,03 / Satış: 4,05

Başörtüsü; iş ararken ayrı dert, çalışırken ayrı dert

Başörtüsü; iş ararken ayrı dert, çalışırken ayrı dert
  • 09.01.2017

Almanya Federal Savunma Bakanı Suudi Arabistan ziyareti öncesi çektiği restin hakkını verdi ve Almanya’da nasıl giyiniyorsa ziyareti esnasında da o şekilde giyindi. “Başörtüsü taşımam, pantolonumu da giyerim” diyen Ursula von der Leyen, beraberindeki heyeti de uyardı ve hiçkimsenin Suudi Arabistan’a varır varmaz misafirlere dağıtılan kıyafetleri giymek zorunda olmadığını söyledi.

Suudi Arabistan, her ne kadar ziyaretin başlangıcında misafirleri tesettüre sokan bu kıyafetleri sunsa da, ülkenin kanunları başka ülkelerin önde gelen politikacılarına istisna tanıyor. Von der Leyen bu istisnadan sonuna kadar yararlandı. Bavyera Ekonomi Bakanı Ilse Aigner de, İran’a gittiğinde, kendisine verilen kıyafeti giymemiş, ancak başörtüsüne de itiraz etmemişti. Bununla birlikte Aigner, ziyaret dönüşü, başörtüsünün kadını değersizleştirdiğini, yüzündeki insani çehreyi yok edip bir hayalete çevirdiğini söylemişti.

Almanya’da yaşayan başörtülü kadınlar ise von der Leyen ve Aigner’in sahip olduğu forsa sahip değil. Hiçbiri ‘Saçımı açmam, eteğimi de giyerim’ diyemiyor. Kanunlar sokakta yabancı düşmanı saldırılara maruz kalma pahasına dolaşmalarına, düşük ücretli işlerde çalışmalarına izin veriyor elbette. Ancak bu kadınlar şayet eğitimli iseler iş piyasasına girmeleri hayli zor. Hatta çoğu kez imkansız.

Almanya’da başörtüsü ile öğretmen, savcı, polis olmak için sadece bu meslekleri sevmek yetmiyor. Bu işleri yapmak istemenin yanı sıra yapılabilmesi için uzun soluklu bir mücadele vermeye hazır bir idealist olmak gerekiyor. Çünkü Almanya’da başörtüsüyle öğretmen, hakim, belediye başkanı olmak bir yana, bir kasiyer, eczacı, doktor asistanı olmak bile büyük bir mesele.

Bu gibi işlerde çalışabilmek için başvuruda bulunmak elbette serbest. Ancak başvuru formundaki başörtülü fotoğraf işe alınma şansını o anda sıfıra indirebiliyor. Çünkü başörtüsü taşımayan ama tamamen aynı yetenek ve kabiliyetlere, tecrübe ve eğitime sahip diğer adaylar tercih ediliyor. Başörtülü adayın fotoğrafında artık hiç de nadir olmayan ve başörtüsü kadar dikkat çeken ağır makyaj veya hiçbir kültüre has olmayan o kıyafet kombinasyonları da işe yaramıyor.

Çalışmanın Geleceği Araştırma Enstitüsü’nden Ulf Rönne’ye göre başörtülü olmayan bir kadınla aynı özelliklere sahip başörtülü bir kadının iş bulmak için dört kat daha fazla iş başvurusunda bulunması gerekiyor. Aslında tüm bu yaşananlar, Alman Anayasası’nın yasakladığı bir duruma işaret ediyor. Yasalara göre hiç kimsenin dini inancından dolayı mağdur edilmemesi gerekiyor.

Ulf Rönne, başörtülüleri bu mağduriyete sevk eden iş dünyasının çalışmak, kabiliyetlerini sergilemek ve ekonominin bir parçası olmak isteyen koca bir kesimi kapı önünde bekleterek aslında kendi kendini mağdur ettiğini söylüyor. Çünkü iş dünyasının müşterileri sadece Almanlar değil ve başörtülü kadınların istihdam edilmesi müşteri memnuniyeti açısından da mükemmel bir fırsat.

Rönne’nin bu sözünün asıl muhataplarından biri de aslında Bavyera Ekonomi Bakanı Ilse Aigner. Ülkesinde kendi iradesi ile başörtüsü taşıyan ve eşlerinin de teşvikiyle çalışmak isteyen yüzbinlerce kadının kıyafeti ile alakalı olarak bakan sıfatıyla bu denli değersizleştirici açıklamalarda bulunan bakan, sadece başörtülü kesimi vatandaş nev’inden görmemekle kalmıyor. Aynı zamanda kendisi gibi Müslümanlarla hemhal olmamış çok sayıdaki Almana da kötü örnek oluyor.

Bunun acı neticelerini özellikle başörtüsüne rağmen zor bela iş bulan kadınlar tadıyor. Berlin’deki bir eczanede iş bulan Esra Koçak bir Alman müşteriye yardımcı olmak istediğinde “Ben böyle bir ‘şey’in bana hizmet vermesine izin vermem” ifadesiyle karşılaştığını anlatıyor.

Deutsche Welle’ye konuşan Esra Koçak yine de şanslı. Çünkü kendisini işe alan eczane bir taraftan Türk ve Alman asistanlar çalıştırarak farklı kesimlere de açılmak istiyor ama diğer taraftan da bunun bir saygı meselesi olduğunu görüyor ve başörtülü insanları değersiz gören müşteriyi iki tercihten birine zorluyor: “Ya özür dilersiniz ya da eczaneyi terk edersiniz.”

Maalesef bu şekilde davranan eczane sayısı Aigner ve benzeri politikacıların tutumu yüzünden azınlıkta. Bu da beraberinde toplumu çok daha tehlikeli bir sürece sevk ediyor ve politikacılar bu tehlikeden hâlâ haberdar değil.

Bu tehlike nedir? Başörtüsü konusunda İran’da von der Leyen gibi ‘asi’ davranmak yerine ‘uyumlu’ davranarak başörtüsü taşıyan Aigner, geri döndüğünde Almanya’ya gelenlerden Almanya’nın adetlerine uymalarını istemişti. Alman basını von der Leyen mi yoksa Aigner mi daha ‘asi’ veya ‘uyumlu’ tartışa dursun, başörtülü kadınlar iş ararken de, çalışırken de çok yıpranıyorlar ve ekonomik olarak entegre olmaya çalıştıkları bu ülkede sosyal anlamda bile tutunamadıklarını görüyorlar.

Bu psikolojinin bugün nelere mal olduğunu görmek için Alman politikacıların Türkiye’ye bir göz atmaları yeterli. Bugün Türkiye’de aynı sinir harbinin yaşanmasından sonra dilediği zemini yakalayan çok sayıda başörtülü kadının makyajlı yüzüne eşlik eden o itici ‘devir bizim devrimiz’ ukalalığı hayra alamet değil. Almanya’nın Türkiye araştırmalarına aktardığı milyonlar kendi menfaati icabı bunu da ortaya çıkarmalı ve politikacıların önüne koymalı ki bu ciddi konuda popülizm Almanya’da da prim yapmasın, değerlerin içi boşalmasın.

Etiketler: / /


Editör

Güven Tuncer

[email protected]
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ