Değerli Dostlarım Merhaba,Şimdi gelelim bu “Alternatif Hayat Yolculuğu” sırasında yol güzergahımızı nasıl belirleyeceğimiz konusundaki irdelemelerimize.Farkındayım ki, hemen hepimiz ya da çok genelleme yapmamak gerekirse, birçoğumuz, yaşamakta olduğumuz hayattan sıkılmış, bıkmış, tükenmiş durumdayız.Nedenler ya da bahaneler türlü, türlü.Her nedense; alt tabaka, orta tabaka, üst tabaka ya da tabakasız her kim varsa, hayatının hiçbir katmanına olumlu bakışla yaklaşmıyor. Koca bir ülkenin yaklaşık 80 milyon vatandaşının hepsi mi şikâyet eder?Eder tabi.Milleti de şikâyetçi, vekili de şikâyetçi, baş vekili de şikâyetçi,Cumhur da şikâyetçi, Cumhurun Reisi de.Hiçbirimizin odak noktası; huzur, mutluluk ya da dinginlik değil.Hiçbirimizin uğraşısı; hak, ahlak, saygı ve adalet değil.Hiçbirimizin rüyasında özgürlük yok.Peki ya ne var?Buna verilecek cevapları siz sıralaya durun, biz yolculuğa çıkacağız.Bütün bu durum tespitleri sonrası herkesin farklı bir hayat istediği hususunda hemfikiriz öyle değil mi?Yetinilmesi istenen ile düşlenen hayatlar arasındaki fark siyah ve beyaz kadar.Herkes, bir önceki hayatında Çar, Kral ya da Prenses olduğu gibi bir yanılgıyla, o hayatı istemektedir.Bu hayali reankarnasyon adındaki saçma sapan düşünce ile ispatlama çabalarında debelenip dururlar.Kimi, Napolyon’un arkadaşıymış, kimi İskoçya özgürlük savaşçısı, kimi Büyük İskender’in yaveri, kimisi daha da ileri gidip Hitler’in Kurmay Yüzbaşısı olduğunu hissederler.Evet, tamda bu hislerden bahsetmeliyiz…Kahramanlık, güç, azamet, şan, şöhret beklentisinin bilinçaltından, reankarnasyon uydurmasıyla dışa vurumu bu hislerin yönlendiricisidir.Kimse de, bedevi olduğunu iddia etmez, kutup ayısı geyiklerinden dolayı olsa gerek.Sırf; etrafında, kendisindeki bu kompleksi ve hiyerarşik ezilmişliği sağlayanlara karşı zihinsel bir zafer kazanabilme ihtiyacıdır bunun tarifi.Kendini ispatlama ve kendini kanıtlama ihtiyacı.Beslenmekten önce, ahlaktan önce, huzurdan önce bu ispatlama çabalarıdır bizi limon gibi sıkıp daraltan.20’lik yaş dişinin sancıları, zonklamaları, sızlamaları kadar yoğun can sıkıntıları sağlar.Monoton, sıradan, basit, sessiz sakin hayat kimsenin seçimlerinde yok.Çok kaşınıyorsunuz be kardeşim.“Ya, zaten monoton bir hayatım var. İşe gidiyorum, eve geliyorum, okula gidiyorum, eve geliyorum, evdeyken en fazla Survivor izliyorum ve sıkıldığım anda kendimi uykuya veriyorum. Yaptığım en çılgın ya da sıra dışı aktivitem AVM’lerde zaman öldürmek, para harcamak, dengesiz beslenmek.”Bu cümlenin sahipleri hakkında ve çok da fazla cümleyi bir önceki yazıda işlemiştik.Peki,Uygulanacak metot ne?Evet…Ben, belki çok monoton bir hayat alternatifini öneriyorum, siz değerli okurlarıma ve diyorum ki;Evet. Alternatif bir hayat mümkündür. Elbette, insanların isteklerine göre.Ha, o farklı hayatta şöyle bir ayrıntı var ki,Asla ve asla bir Kral, bir Çar, bir Prenses, bir Yüzbaşı, bir Batman, bir Superman ve hatta Super Mario dahi olamayacaksınız.Kendinizi kandırmayın, birbirimizi kandırmayalım. Bu ne geçmişte mümkün oldu ne de şimdi bunun imkânı söz konusu.Hiç biriniz bunlar olamazsınız. Daha doğrusu, iç dünyasında bunlardan biri olmak isteyen hiçbir insan bu saydıklarımdan ve dahi fazlasından biri olamaz.Düşlerle ego tatmini imkânsızdır.Ha, bana şu örneği verebilirsiniz;“Zamanında birisine de; <<Muhtar dahi olamaz>> denilmişti, Lâkin yanıldılar. Bu çelişki değil mi?”Şayet, hedef tahtanızdaki en orta nokta bu ise, çelişki sayılmaz.Ama bakın, bu örnekteki dahi, mevcut konumundan şikâyetçi. Daha başka yetkiler ve gücün kontrolünü tek elde toplayarak kafasındaki hedefe engel teşkil eden unsurlardan sıyrılmak ve böylece de zaman kaybını önlemek istiyor öyle değil mi? Gücü paylaşarak enerjisini tüketmek istememesi doğal. Bazılarımıza olumsuz gelebilir fakat idealleri doğrultusunda harcadığı ömrün kazanımları açısından milyon kere başarılı. Anadolu’muzun güzel sözlerinden biridir hani; “Yiğidi öldür ama hakkını yeme.” Böyle başarılara imza atanlara da “Lider” denmekte. Tıpkı Mustafa Kemal ATATÜRK gibi, tıpkı Fatih Sultan Mehmet gibi, tıpkı Cengiz Han gibi, tıpkı Gandi v.b. bir çok “Lider”, hedefledikleri hayat için gereken çabaları ömür çürütme pahasına gösterenlerdir.Evet. Kral olmak istiyorsanız, elbette imkânlar ve harcadığınız emek doğrultusunda olabilirsiniz ama Kral olmanız, o hayattan da sıkılmayacağınız anlamına gelmez. Kendinize rakipler bulursunuz, çekememezlik yapanlar, düşmanlar yaratırsınız. Peki, ya hepsini yenerseniz ve tek kalırsanız? Yalnızlık korkusu burada kapınızı çalar.“Kral olayım da sıkılayım” diyenlere şu aşamada sadece güleceğim, hiç de kusuruma bakmayın.Aslında, istenilen “Kral” olmak değildir. Zira Krallık denilen şey, beraberinde mutlak yalnızlığı da beraberinde getirecektir.Tarihi okuyun.Tarihi bırakıp, şu ana bile bakın, en üst düzeyde olan her kim ise, sistematik bir yalnızlığın içine itilmekte.Ya hayat, ya şartlar, ya tüm diğer faktörler veya da ilahi bir kudret, hiç bilinmez…Ama bilinen bir şey var ki, gerçekten istediğimiz “hangi yalnızlık?”Dostlar,Çok iyi biliyoruz ki, yalnız doğduk ve yalnız öleceğiz.Bu metaforu bir kenara bırakalım.Her birimiz, belirli zamanlarda yalnız kaldık, kalacağız da.Bu anlarımızın hiç birinden huzur duymuyoruz.Amiyane tabirle, birilerine bulaşmak, bir-iki ses duyma ihtiyacımız ağır basıyor.Zifiri karanlık kadar derin korkular büyütmüşüz ya da bu korkulara salmışlar bizi ki, kendimize gelip yeni hayatlar, özgür dünyalar keşfetmememiz için.Ne dersiniz?Üst olma, önemsenme, gerekli olma, gerekliliğini hissettirme, imrenilme ve gıpta ile düşlenen hayatın kahramanı olabilme dürtülerinin bastırılmış halidir bu ihtiyaçlar.Bunun için, gerekirse huzursuzluk verilir, gerekirse kavga bile edilebilir.Kişilik ve kişisel korkularının esiri olanların hayatla kapışmasıdır bu.İşte bu insanlar, biraz istikrarlı ve ısrarcı olurlarsa, istedikleri noktada olurlar ama mutlu olamazlar.Bunun dışındaki alternatif huzurlu, sakin, saygı dolu ve hiçlikle bezeli bir hayata yolculuk için yanımızda bazı şeylerin olması gerekir.Gelin hep birlikte valizlerimizi hazırlayalım.İlk önce, bahar temizliği kıvamında bir gerekli-gereksiz ayırımları yapalım.Kendimizi “zorunlu” hissettiklerimizi gereksizlik tarafına ayıralım,Aşırı önemsediklerimizi, aşırı önemsendiklerimizi, aşırıya kaçan ya da aşırısıyla yaklaşanları yanına ekleyelim,Saygıyı korkutarak, sevgiyi sindirerek, özgüveni vasıfsızlaştırarak, tahakkümü dayatarak yaklaşanlara derhal aynı işlemi uygulayalım,Zamanımızı çalan, boşluklarımızı boşa dolduran, istemediklerimizi mecburiyet adı altında bize yaptıran her ne varsa yavaş yavaş sıyrılalım,Üzerimize giydirilen her ne elbise varsa, yani, kim bizi nasıl görmek istediğini dayatıyorsa, o elbiseleri çıkarmalı, rahatlamalı, yalınlığımızla sadece kendimiz kalmalı.Gördüğünüz değer; gösterdiğiniz minnet nazarınca doğru orantıda gidiyorsa, gerçek şu ki, yanlış doğrultudasınız demektir. Mutluluğu bulmanız hayal kere imkânsız olacaktır. Doğru yol üzere olabilmek için bilincimizin arı hale gelmesi ve “Rızkımı Veren Huda’dır, Kula Minnet Eylemem.” Duruluğuna ermemiz sayesinde en önemli temizliği yapmış olacağız.Peşinden güzel bir çamaşır suyu ile dezenfekte yaptıktan sonra derin bir nefes alalım ve bize kalan azların ne kadar önemli olduğunun farkına varalım,Sonrasında da, yeni hayatın gereksinimlerini valizimize dolduralım.Ne lazım size?Sizi sabırla dinleyen bir-iki dost kulak ama dikkat eden fazlası olmasın. Valiz, kilo aşımına girmesin.Yolunuza yaren olacak ve sizin hayatınızı da yaşama gayesinde olacak ince bir gönül,Her dilde sevgiyi, merhameti, huzuru paylaşabilmek adına birkaç geçerli farklı lisan bilgisi,Elimizden gelecek ve bizden beklenmeyecek işler, meslekler arasında en sonuca varabileceklerimiz,Kan bağı yerine can bağı kurabilecek kadar sizi, siz olduğunuzca önemseyenlerden bir demet,Başkalarının sizde sevdiği sayısız özellikle sizi kabullenmelerine telaşlanmaktan vazgeçerek, bizi biz yapan ve sadece bizi memnun eden özelliklerimizin tümü,Beklentileri karşılamak yerine, tek bir beklentiye göre hareket etmek gerekir. O da, Allah’ın bizlerden beklentileridir ki, bunu da ancak Yüce Bilgi Kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in anlattıklarında bulabileceğimizden, hangi lisanda anlıyorsak o lisanda olanı,Dinlemekten ve söylemekten hoşlandığınız, ille de popüler ve sadece birilerinin beğendiği değil, sizin gönlünüzü coşturan ya da serinleten birkaç şarkı,“Keşke” dememenin çaresi olan söylenecek tüm sözleri, doğruları, hisleri, aşkları, tek seferde adreslerine elden teslim edip, yarınlara bırakılmayacakların tümünü,Sadece emeğin ve sevginin gücüne değer veren bir yere ait tek yön gidiş bileti,Varsa da daha ekleyeceğiniz, notlarınızı zaman geçmeden ve vazgeçmeden tutun.Kendinize vereceğiniz sözü de tutun.“Bundan böyle, başkalarının hayatında yan rol olacağıma, kendi hayatımın Turist Ömer’i olacağım”Şimdi, valizin fermuarını çekme ve yola düşme zamanı.Oldukça hafifledik değil mi?Vardığımızda, daha da hafifleyeceğiz.Siz; yolda geride kalan ağaçları, telefon direklerini, evleri, insanları  izleye durun,Varış noktasındaki hayatı dahi düşünmeyin.Özgürlüğün ve kendiniz olabilmenin tadını çıkarın.Gerisinin lezzetine sonra varacağız.Yolunuz aydın ve açık olsun.

PAYLAŞ
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız