Dostlarım,

Son yazımda sizlerle, gönül kırıklıklarımızın bize sağladığı yararları paylaşmıştık.

"Yararlar mı, gönül kırıklıklarının yararı mı olurmuş yahu?

Bir ölçüde haklısınız ama genel geçer hayat açısından haklısınız.

Elbette gönül kırıklığının insana çok faydası da var.

"Neymiş o?"

Bir yararı; gönlümüze aldıklarımızın asli değerleri noktasında hangi yanılgılarımızın farkına varmış olduğumuzu tespit edebilmemiz ve bu tespiti fener yaparak gerçek gönüldaşımızı bulmamızdır. Bu çalışmaları yaparken de azimli olmayı elden bırakmamak lazım tabiki. Azim konusunu tekrar anlatmayacağım uzun uzadıya. Detaylarını zaten irdelemiştik. Gerçek gönüldaşımızı bulabilme azmimiz sırasında çok kayıplar yaşadığımız gerçektir. Lâkin, gönlümüzde olmayı hak edemeyenin gitmesi ya da ondan gitmemiz gerçekte kazançtır.

Bardağın dolu tarafından bakmak ile de alakası yoktur bu durumun.

Kumdan kalemizi nereye kuracağımızla alakalı.

Peki, bizlerin gönlünü kırmak bu kadar kolay mı yoksa kıranlara verilen önemi mi tartışılmaz hale getiriyoruz?

Zordur insanların "özzür" sınıfına soktukları, "sakat"lık saydıkları, "engel" teşkil ettiğini düşündükleri "özel durum"umuzdan yana gönül kırıklıklarına uğramamamız.

Özel Halk Otobüsleri muavinlerinin ve şoförlerinin (hepsi öyle değil tabiki ama geneli maalesef böyle) biz özel durumlu insanlara reva gördükleri yaklaşımdan da bahsetmiştim.

Gel de, gönül dediğini sağlam tut böylelerinin karşısında…

Tutacaksın işte…

Mecbursun. Zira, mecburiyetin onlara değil, insan oluşunun tüm gereklerine karşı göstereceğin şükre.

Benim aklımdan asla çıkmayan bir cümle;

"Seni çevremdekilere nasıl tanıtabilirim, nasıl yanıma yakıştırabilirim…"

Bu cümleye kırılan gönlümün tamirini yine farklı bir cümle yaptı tam 5 yıl sonra;

"Ben sana aydınlığında da, karanlığında da göz olurum, ışık olurum merak etme…"

Alın size iki farklı insanlık cümlesi.

"Dur kardeşim, sen dikkatlice geç otur, aman dikkat et gözüne zarar gelmesin, dikkat edelim kardeşimize, ver kartını kardeşim okutayım, ani fren olur düşme."

Sizce bu cümleyi kuran bir muavin, kaç gönül kazanır?

Kaç el açılır ondan razı olunması için semaya?

Kaça katlanır bereketi, bolluğu?

Tek sorun, parasız seyahatimiz nedeniyle kaybedilen bilmem kaç lira, bilmem kaç kuruş mu?

Çok mu paracı oduk?

Paraya mı taptık?

"Ne diyorsun sen, tapmak mapmak nasıl konuşuyorsun?

Kırılgan düzlemleri güçlendirecek harçları karmamıza kimler yardımcı oluyorsa, işte onlardır "gönüldaş" olanlar.

"Madem yürüyemiyorsun, ne çıkıyorsun dışarı be kardeşim, otur evinde, yediğin bir kab yemek, onu da veren olur elbet"

Hangimiz bu cümle ile kırılan gönlümüzü taşıyacak bir tekerlekli sandalye düşledik?

Aslını söyleyeyim mi dostlarım?

Bizler, yani özel durumlu insanlar, kolay kırılırız ama yaralarımızı da kendimiz güçlü kişiliklerimizle sararız.

Sanırım, bu denli çabık ve daha sağlam karşılarına çıkmamızdır o zayıf durumluların içlerindeki öfkenin tezahürleri.

Peki, bunun biç çözümü, bir barış noktası, gönüller yapmaya koşturan bir varış çizgisi yok mu?

Var tabi.

Çizgimizi şayet; para, ün, şan, makam, soy, güç, boy, kat, yat gibi dünyevi değerlerin belirlemezse ki, inandığımız tüm değerlere terstir bu değer sayılanlar ya da sayılan değerler, o zaman bizlerin "özel durum" şartları oradan kalkar.

Bu noktada kurulacak bir hayatta yaşama hakkımızı savunmadığımızda gönüllerin kırılması lazım gelir.

"Ne yaptık ki acaba, bu özel gönüle sahip insanlar izole oluyorlar hayattan" diyebilme, dertlenebilme lazımdır.

Genelde ve genellikle çizgiden anlaşılan sadece kaldırım üzerilerine ve binalara çizilen kabartmalı sarı çizgilerdir. Onlarında çoğunun bittiği yer ya bir aydınlatma direği, ya bir acil işi olan araba, veyahut da garip yerlere ulaşan varış noktaları oluyor.

Eğilimleri dğiştirmek de çok zordur tek seferde. Bilinçlerin gelişmesini sağlamak hayli zordur. İyi de, niye hiç başlanmaz? Ya müsaitsek aslında?

Eğitim gücümüzün geliştirilmesi ve eğim gücümüzün insanlığa eğilim olmasını sen, sen, o, kuzenin, amcan, deden, arkadaşın hep söyler durur da icraat?

Eğimden anlaşılan; başlangıç noktası eğimli, bitiş noktası hem eğimsiz hem de normalden yüksek yapılan kaldırımlar oluyor ne yazık ki.

Klişe bir cümleyle bu irdelemeyi kapatayım;

"Eğitim şart."

Bizlerin gönüldaşı olmak kadar ulvi, kutsi ve rıza kazandırıcı şey var mıdır bir düşünelim mi?

Bu hayata katılımımızın teminatı olmanın bereketinden nasiplenmek kim istemez?

Dağılmamak kaydıyla kırıklıklarımızı tamir edebilecek gücü bize Yüce Yaradan vermekte.

"İncitme, incinirsin" şiyarını yol edindikçe daha dik duruyoruz bizler…

Şimdi, bu yazıyı okuyan sizler, bakıverin etrafınıza ve hangi özel durumu ortadan kaldırabileceğinizi tartışın kendinizle, sonra da harekete geçin gönüldaş olabilmenin heyecanıyla.

Gönlünüze sağlık.

PAYLAŞ
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız