Pazarlamacı Reklamistlere

Merhaba Dostlar,

Başlığın hakkını verenleri tanıyor musunuz?

Kaç tanesi sizin etrafınızda?

Bir?

İki?

Yoksa daha da mı fazla?

Daha fazla ve daha fazla ise, işte o zaman, gerçekten büyük bir problemle karşı karşıyasınız demektir.

Başarısızlıklarla dolu ilerleyemeyişleri cebinize koyun, ideallerinize son verin ve boynunuzdaki ilmeğe birkaç delik birden açarak sıkın…

Dünyayı değiştirecek kabiliyet ve cesarete sahipseniz, işte o zaman daha beter bir felakete sürükleneceksinizdir. Zira, yazımızın başlığını adlarını verenler tarafından hedef tahtasının tam ortasında sizin resminiz çoktan konulmuştur. Harekete dahi geçilmiştir, ok yaydan çıkmıştır.

Her şeyi bilen Allah’tır değil mi?

Başlığa konu kişilerin bilgisi kimi zaman Allah’ı bile geride bırakabiliyor. Farkındalar mı, değiller mi, bilemiyorum. Lâkin, bildikleriniz dahi unutturabilirler aman dikkat…

Yalnızca bilgi mi?

Olur mu hiç… Güç, kudret, tecrübe, başarı, birikim, strateji, analiz, bilinç, aydınlanma, öngörü, sezgi ve diğer tüm yeterliliklerin hepsini bünyelerinde toplamaları hiç ama hiç zor değil.

Eksik olan tevazu yerine mümkün olduğunca yoğunlaştırılmış hakir görme mevcuttur.

Buraya kadarki kısımda anlatılanların biri dahi sizin yakınlarınızda olmalı.

Kafasını yukarı aşağı sallayanların yaşadıkları çile hakkında biraz dem vuralım…

Evde, ailede, mahallede, işyerinde, okulda ve sanal alemde yerlerini sağlamlaştıran bu insanlar, oldukça da tehlikeli ilerleyiştedirler. Kafaları boyunlarının hafif gerisinde, hafif gerdirilmişçesine dudaklarını gülümseme gibi bir halde, gözler yuvarlak ve tam açı açık, burun ucu minare tepesi kıvamında sivri ve gökyüzüne ulaşma mücadelesinde, kollardan biri karın boşluğunda diğeri rakibine hizalanmış şekilde, eller sürekli hareket etmek suretiyle savunma alanını genişten almada. Kısmi sekişlerle yürüyüşe katılan gizemli hava ki, sanıyoruz bulutlardan yer yüzüne iniş-çıkış işlemini bu yolla gerçekleştirmekteler, sürekli meşguliyet, sürekli hareket, sürekli masumiyet, mağduriyet ve mecburiyet…

Kim bu insanlar ya hu?

Ne istiyorlar bizlerden?

Neden her seferinde önümüze engel kesilirler ve başarısızlıklarına rağmen en başarılı görünebilirler? Bu adaletsizliğin sebebi ne? Her defasında en iyisinin onlar olduğuna dair algıyı nasıl oluyor da beyinlere mıhlayabiliyorlar?

Oysaki her işi yapan ve iyi olan onlar değiller. Sevimsizlikleri de cabası.

Gözünde bu tip insanları canlandırabilenler bir baksınlar onlara, her nedense bu tipler geneli itibariyle sıska, çelimsiz, zayıf, huzursuz, kaygılı, gergin ve sulu gözdürler.

“Doğru valla” demeden önce bir de kendinize bakın. Boyunuz ve kilonuz yerli yerinde değil mi? Allah eksikliğini göstermesin ya da gösterse de bu şekilde göstermesin.

Bunlar, işten, olaydan, durumdan ya da yapılacaklardan önce kendilerini pazarlamakla başlarlar işe. Şöyledirler, böyledirler, şunu yaparlar, bunu yaparlar, onu okurlar, şunu yazarlar, falanı dinlerler, filanı hallederler, oraya gitmişlerdir, burayı görmüşlerdir, sürat onların göbek adları, yoğunluk ise tek silahlarıdır.

Ağzınızı açmaya görsünler. Sizin anlatacağınız her ne ise, mutlaka onu ya yapmışlardır ya da bilmişlerdir. Her şeye dair sahip oldukları fikirlerini büyük bir cesaretle döküverirler ortaya ve elbette sizlerden önce ki, asla ve asla geçemezsiniz süratlerini, bükemezsiniz suratlarını ve hiçbir şekilde anlayamazsınız bu sanatlarını.

Hiçbir kalıpları yoktur. O an, rakip bildikleri ya da o şekilde işlerine taş koyacaklarını düşündüklerini yoldan nakavt edebilmek hırsına yenilerek her ne varsa yaşanacak hepsini yaşarlar.

“Geçen gün ortopediye gittim…” dersiniz ve cümle özürlüsü muamelesine maruz kalırsınız hiç vakit kaybetmeden;

“Ben de belim ağrımıştı da gitmiştim Çapa’daki ortopedi bölümünden profesör (asla doçent kurtarmaz) bilmem kime ve sağ olsun hemen tanıyıverip hemen içeri buyur etti (yakınlık derecesi olmamasına rağmen en yakınıymışçasına alakadar olma kompleksi) ve derinlemesine inceledi, sonra da o içine uzanıp ileri geri hareket edilen yuvarlak fırın gibi olan makine içinde film çektirdi ve hiç sıra falan aldırmadı (MR cihazını bir geri zekalıya anlatır şekilde anlatırlar ki, sen gözünde uzay mekiği canlandırırsın) sonra da hemen filimlere baktı ve gönderdi bizi, çok ilgilendi (ne para ödemiştir, ne sonuç hakkında bilgi vardır ortada)…

Bunun hemen ardından son noktayı gelişine vuran soruyu sorarlar;

“Senin neyin vardı?”
Bu ne demek biliyor musunuz?

Benimkinden daha önemli neyin olabilir, benim doktordan daha ilgili kime gidebilirsin, benim kadar rahat edebilir misin, benim kadar tıp bilgin var mı?

Yukarıda anlattığım yüz ifadelerini ve vücut hareketlerini hatırladınız mı? Hani, yüzde zorlamalı gülümseme vs. İşte bu resmi çizerler karşınızda ve siz kendinizi yetersiz, aciz, köyden şehre yeni gelmiş bulursunuz.”Allah beni kahretsin, hangi sıfatla ortopediye gittiysem, neyime yetmiyor benim aile hekimi” dediğinizi duyarsınız.

Gülmeyin, bu hali yaşayanlar var aramızda…

Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.

İşyerinde bu tipler genellikle en başarılı insanlardır. Herşeyi eksiksiz yapan, hızlı, iş bitiricidirler.

Elinize delgeç makinesini alıp bir kağıdı kenarından delip klasöre koymayı icraata geçirdiğinizi görmeyiversinler. “O kağıdı tam ortasından hafifçe ve bastırmadan katladığında oluşan çizgiyi, delme makinesinin (asla delgeç denmez) iki delici ucu (sanırsın matkaptan bahsedecek) arasında bulunan ince uzun çubuk gibi çıkıntı (imkanınız varsa büyüteçle derinlemesine incelemeniz gereken bir detayla karşı karşıyasınız) kağıttaki kıvrım noktasına denk getireceksin ki, bundan önce bir yerde çalışıyordum (tecrübeler yağmaya başladı, şemsiyesiz yakalandınız) ve amirim sırf o kağıdı tam ortalamadım diye bana kızmaya çalışmıştı ama ben gerekeni söylemiştim (aklıyla en üst düzeyi bile ezdiğini ve sizin kim olduğunuzu sorgulamanız gerektiğini koyuverdi ortaya siz ağız açık bakarken konunun nereye gitmiş olduğuna) o andan sonra delgeç kullanılacak tüm işleri bana vermşti…

Konunun ne olduğunu dahi unutursunuz vesselam.

Çok mu sinir bozucu?

Çok mu gerginleştirici?

Elinize aldığınız kitabı daha önce bin beş yüz kere okuduğunu ve sürekli kitap okuduğu için de etrafındakilerce eleştirildiğini, sabah uyanınca yüzünü yıkamadan önce üç sayfa okuduğunu (sanki mide hapı) anlatır da dururlar.

Sizce bunlar kime tapıyorlar?

Bir işin yapılabilmesi için sadece onlara gereklilik duyulması gerektiğini kim söyledi? Kendileri elbette ve buna etrafındakileri ikna etmeleri de hiç zor olmadı.

“Şu yazıyı yazar mısın ama O, bu yazıyı yazarken kelime ve cümle kullanıyordu” gibi saçma sapan bir yönlendirme ile karşılaşırsınız. Çünkü, daha önce “O” diye altı çizilen kişinin yazıyı yazarken bu gereksiz detayları dahi kafaları allak bullak ederek anlatmış olması, bir başkasının yazı yazarken resim çizeceği algısını oluşturur.

Kasmayın yüzlerinizi lütfen.

Mükemmelliğin abideleri olan bu nefretsi kişiliklere ne yazık ki, pirim veren o kadar çok aciz kişilikliler var ki, ne yapsalar mükemmellikle ödüllendiriliyorlar.

“Bir ailede babaya düşen tüm görevleri yerine getirebilen birkaç kişiden birisi kesinlikle benim ve bunu kime sorarsanız da aynı cevabı vereceklerdir. (Etrafa anlatan da aynı kişi, kendisi)

Her konudaki mevcut fikirlerini yine kendi özdeyişleriyle destekleyebileceklerine bizler şaşırıyoruz onlar ise ilerlemelerine devam ediyorlar.

Şaşırmayalım da ne yapalım?

Akıl izan sahiplerini terse yatıracak mantık üçlemeleriyle tümden gelip kendilerine varım önermelerini canlandırırlar.

Her şey bilinir,
Her şeyi bilen biri vardır,
Ben her şeyi bilenim.
Ben her şeyim,
Her şey benim…

Zincirleme önermenin kompleksli kahramanları…

Sizi tanıyoruz, biliyoruz ve sizlerin farkında olduğumuzu bilmiyorsunuz.

Evet,

İlerliyorsunuz başarılarınızla ama sonucunda kazanan bizler oluyoruz.

Reklama ihtiyacı olmayanların sunum referanslarını başkaları yapar ve o gün kulaklarından duman çıkaran sizler olacaksınız.

Hırs ve kişisel sorunlarınızın farkına varın ve dünyamızı zorlaştırmayın…

Hepinizin yerine çağrımı o kişilere iletip bu haftaki yazımıza nokta koyuyorum.

Sevgiyle kalın dostlarım…

PAYLAŞ
Cantürk Erşen Ergül
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.