Değerli okurlarım, uzun bir aradan sonra tekrar aranızda olmaktan mutluluk duymaktayım.

Yaklaşık olarak bir yıl öncesine kadar ülkemizin Güneydoğu bölgesinde terörle ilgili bir sorun yoktu. Hükümet ve HDP'lilerden oluşan heyetler çözüm süreci yaftası ile müzakereye devam ederken, bir yandan da Yerel Seçimler yapılmış ve Genel Seçimin provaları yapılmaktaydı.

Güneydoğu ve Doğu bölgesinin birçok şehirlerinin belediye başkanlığını PKK'ya fikren ve ruhen teslim olmuş HDP'liler kazanmıştı. Bu müzakere devam ederken, hani derler ya "Maymunun gözü açıldı", PKK'lı militanlar boş dururlar mı?

Gereken teknik donanımı belediyelerin desteğiyle sağlayıp, bulunmuş oldukları bölgenin her tarafını bomba yığınağına çevirdiler. Ha bu arada Devlet nerede? Devlet; askeri kışlaya, polisi karakoluna çekerek: "Aman, herhangi bir sürtüşmeye girmeyin, barış sürecini çıkmaza sokarsınız! " diyerek pasif duruma getirdi.

Bu saydığımız görevlilerin hepsi emir kulu başka çare var mı? Bizim müzakere samimiyet içinde devam ederken, bebek katilinin posterleri ve PKK paçavraları alenen sokaklarda sallanırken, Nevruz'da sözde "barış elçisi" ilan edilen terörist başı Adullah ÖCALAN'ın mektubu Diyarbakır meydanlarında okunuyordu.

Asker, polis sadece kamerayla kayıt yapıyordu, başka hiçbir yasal işlem yapamıyordu. HDP'nin kendini bilmez terörist ruhlu vekilleri öyle bir şımardılar ki resmen Kürdistan söylemlerini 80 milyon Türk Milleti'nin gözüne soka soka haykırmaktan kendilerini geri koymuyorlardı. Hal böyle iken, teröristler kendilerini sağlama alma ve ileride müzakere yapan hükümet kendilerine madik attığı zaman ülkeyi kan gölüne çevirecek tuzaklarını rahat rahat yapmaktaydı.

Şimdi ağlayıp zırlayan orada bulunan halkın gözü kör müydü?

Hiç mi bir şeyler görmediler?

Tonlarca bomba yollara gömülürken o bölgedekiler kış uykusuna mı daldılar?

Bırakalım beyler bunların bu masumiyetlerini hepsi de bal gibi yardım yataklık yaptılar. Belediyenin araçları ile teröristlere mühimmat ve yemek dağıtımı yapıldı. Ezcümle bu ülkenin kaynaklarını hainlerle bir olarak yemeye çalışan hainler, elbette bugün bunun hesabını gerek canları ile gerekse de hukuki yönde ödeyecekler veya ödemeliler.

Bu müzakere 7 Haziran Seçimlerine kadar devam ederken dış güçlerin ve Kandilin oyuncağı haline gelen HDP Eş ​Başkanlarının "SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ" söylemleri müzakereyi ve barış sürecini noktalamış oldu. Türk milleti her zaman olduğu gibi merhamet ve insaniyetini ön plana alarak baraj engeline takılma olasılığı yüksek olan HDP'ye ödünç oy vererek 80 milletvekili ile meclise taşıdı.

Amaç Türk demokrasisinin gölgesinde, siyasi bir oluşum içerisinde olmaları yönünde onlara bir el uzatmaktı. Zira ülkeyi kaos ve gerginliklerden uzak tutarak dört başı mamur, yaşanılır bir ülke haline getirmeyi düşünürken, küresel güçlerin ve onların taşeronluğunu yapan PKK terör örgütüne terörist yaftasını yakıştıramayan ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 'Öz yönetim, Özerklik' gibi bölücülük söylemleriyle ülkemizin şu hale gelmesinin de en büyük müsebbibi haline gelmiştir.

Son 3 ay içerisinde onlarca asker, polis ve sivil vatandaşımızı şehit verdik. Bu kanı temizlemek ve vebalini çekmek çok zor. Herkesin ve her kesimin şapkasını önüne alarak iyi düşünmesi gerekiyor. Allah muhafaza gidişatımız iyi değil. Dört bir tarafımız emperyalist güçlerce çevrilmiş vaziyette, her an bizi ham etmeye çalışmaktalar. İç sorunumuzu düzeltemezsek yani bu terör illetini başımıza bela edenleri bertaraf edemezsek işimiz çok zor. Öyle bir hal aldık ki serseri mayına döndük.

Her tarafımız pislik içerisinde, bir an önce bu makus talihimizi pozitif yöne çekmemiz lazım. "Yiğit düştüğü yerden kalkmalı." diyorum.

PAYLAŞ

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız