Çok canımız sıkkın.

Hava olabildiğince kasvet dekorlu,

Burukluklar yutkunuyoruz,

Yüreğin bayrakları yarıda, tutuk nutkumuz,

Dün ile bugün arasında derin yarıklar,

Donuk ifadelerin, ürkek selamlaşmaların, bedende sıkışan ruhların yarattığı toplumsal çatlaklar,

Güvensizliğe atılan uzun metrajlı adımlar,

Önyargılılar sürüsüne katılma yarışları,

Bekleyemeyişler,

Sabredemeyişler,

Barışmayı başarmaya yüreklenip, koşarak umuda gitme arzuları,

Sarılıp gelemeyişler,

Birileri,

O birileri,

O, bu halimizden memnun birileri,

Kör, sağır ve dilsizlikleri ile tuttukları ipleri,

İstedikleri tarafa çekiştirdikleri tüm benlikleri,

Lime lime ayıklayıverirler bizdeki beyaz hayalleri.

 

Umudun, saflığın, paklığın,

Bulutun, pamuğun rengidir beyaz.

Bir de barışın bayrağıdır.

Hep en yüksekte dalgalanmasını dilediğimiz barışın.

 

Keşke bilinse, asla fayda vermeyecek barışa karşı bu kabarışın,

Kimseye kalmayacak bu dünya için kıyasıya yarışın manasızlığına rağmen,

En kutsal bilgi kaynağında, bizi yokken var eden tarafından da aleni şekilde açıklayışı,

Göz ardı edilir, duymazdan gelinir, yokmuşçasına inatlaşılır;

İlle de huzursuzluk,

İlle de kargaşa,

İlle de sevgisizlik,

İllet gibi boğazımıza yapışır, kaç kaça bilirsen…

 

Güç olmasa gerek “hayra ve barışa yönelik işler yapan” kullardan olmak,

Güçlerinin son damlasına kadar buna engel olmaya çalışanlarla uğraşmak,

Gücünün yettiğince bir tuğla koymak aralarında örülecek duvara.

 

“Yurtta barış, dünyada barış” özdeyişini coğrafi sınırlarla algılamak ve hapsetmek yanlıştır, yanlış olmalıdır.

 

Her an, kocaman sıkıntılarla mücadele ettiğimizi düşünüp, zamanın dipsizliğinde varoluş nedenlerini kaybetmemizin hiçbir bahaneli savunması yok aslında.

 

Barış denilen şey ne güvercin kanadında, ne de “Dağlar dağlar” nağmelerinin mikrofon başındaki rahmetli sanatçısının adında yaşar. Elimizde ve dilimizde yaşar, yaşamalıdır.

 

Her anı, olmasını istediğimiz şekilde,

Her insanı olmasını istediğimiz insanlıkta ve vazifede,

Her düşünceyi kendi doğrularımızın ölçüsünde tarttığımız müddetçe varabileceğimiz noktanın acısına yas tutuyor olacağızdır daha bir çok defa.

 

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” veya “Sen kimsin?” ya da “Ben o, bu, şu, bilmem kimim” kalıplarıyla terazinin hafif kefesine koyduğumuz müddetçe beğenmediklerimizi, geri dönmeleri daha da zorlaşacaktır “Barış” yoluna kilometrelerce yol yürüyenlerin.

 

Barışmak zor değilken, zorun limitini en üst seviyede zorlayanlara karşı harcanan eforun sonucunda ezilen hep çimenler olduğundan mıdır nedir, elini taşın altına koyanı bulmakta epey zorlaşıyor değil mi?

 

Hayatı Siyah-Beyaz görmek sadece Beşiktaşlı olanların sloganı olmalıyken, üzerinde her rengi barındıran dünyada tek düze hayatı reva gören güçlüler karşısında güçlükler çekenlerin suçu ne?

 

Dilinde “barış” derken bile hazır kıta sıktığı yumruğuyla müdahale etmenin koşullarını yaratanlara hiç mi “dur” denilmez? Peki, beyaza karşı siyahları çekip tozu dumana katanlar neden bir anlık farkındalıkla durmaz?

 

“Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım.” veciz sözünü sadece şarkılarda söylerken hiç bakmayız bet sesimizle nelerden bahsettiğimizi ya da kimi, hangi halleriyle bile kabullendiğimizi.

 

Tişörtlere basılı mesajlarla, sağa sola, taşa duvara yazılan yazılarla “Barış” dilemek neyin kaçışıdır diye düşündük mü hiç?

 

Gelin, hep birlikte, şöyle derin bir soluk alıp, engin bir ümitle yoğrularak şansımızı deneyelim.

 

Güvencemiz ise;

 

“Şu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sâbiîlerden Allah`a ve âhiret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iş yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaklardır onlar.” (Bakara Suresi 62. Ayet)

 

Denemeye değmez mi?

 

Hadi o halde, Allah kerim.

 

Önümüzdeki hafta hepinizi sevgiyle beklerim.

PAYLAŞ
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız