Kıymetli Okurlarım,Yüzdük, yüzdük ve kuyruğunu yakaladık hep birlikte.Çok şükür.Az da yorulmadık hani,Çok kafa patlattık kuyruğa gelinceye kadar.Peki,Kimler, gerekli temizlikleri yaptı ve dört bir taraftan saran ahtapot kollarından kurtulabildi?Sizler, çok şanslı olan ekibin içindesiniz, biliyorsunuz değil mi?Tüm ağırlıklarınızdan kurtuldunuz ve sadece geriye yaşanılası bir hayat bıraktınız.Pürüzsüz ve alabildiğince geniş,Ne de güzelmiş, ne de ferahmış, ne de serin…Kaygısız, korkusuz, uçsuz, bucaksız ve oldukça emin bir geleceği yakalamışız.Ya ne yaptık ta bu sonuca erdik?Bu arada, henüz bu sonucu yakalayamamış olanlar hiç endişe buyurmasınlar ve izledikleri yolda eksik kalan görevleri tamamlasınlar. Bölüm atlayarak kazanacağınız bir kendiniz yok maalesef. Kendinizi tamamlayamadan yeni hayatınıza başlayamazsınız, üzgünüm.Bakabildiniz mi, çekip attığınız ahtapot kolları sizi ne kadar da derinden zedelemişler?Gereksiz münakaşa ve gereğinden fazla hassasiyet sayesinde bedeninizdeki tırnak izlerinin derinliği öyle büyümüş ki, kanayamıyorsunuz bile.Ama kandıramıyor artık sizi bu lüzum dışı faaliyetler.Bir anda, oldubitti ile birlikte güzel bir arınma yaşadık.Belki, birçoğunuzun farkındalığına değmedi ama yavaş, yavaş paylaştık ve önümüzü açtık.Kendisi ile “Tanışma” yolculuğunda seyre dalan, kaybettiği “Özgüven” yorgunluğuyla, zorla, baskıyla, şiddetle, depresif güçlüklerle yitirilmesi çabasında olan “Kişilik” ile düşürüldüğü “Huzur” yoksunluğu, tam da şu anda pek bir anlamsız geliyor öğle değil mi? O aşamadaki hale “Güleceksiniz” ve bu da yolculukta erken “Uyanış” olacaktı, oldu da zaten.Uyanışın ilk halkasında, bilincimizin arınmaya yüz tutan dönemlerinde, beynimizde çakan ilk şimşeğin; “Seçimler Kaderimizdir” ana fikrine ulaşma olduğunu sanırım hemen her okurum çözebilmiştir. Bizden başlar her şey, birden başlar her ne hikmetse. Her şey bizim dışımızda bir kader çizgisinde gelişiyormuş yanılgısında olunduğu içindir ki, boyun büküp, her geleni kabul edip, mevcut konuma sövüp sayan canlılar haline gelir, debelenir ve hayata tutunma azmimizi sulara gömeriz.Elbette, uyanışın olabilmesi için geçirilecek evreleri yalnız ve yalnız “Azim” ile aşmak mümkündür ve ötesi düşünülemez bile. Azmetmenize rağmen başarılı olamamanız “Şansınıza Kalmış” diye geçiştirilebilir belki ama asla doğru değildir bu önerme. Şansı da kendin yaratırsın, kaderi de seçtiğin yollarla sen belirlersin. Bunda hemfikir olunduğunda azmin gücüne “Gönül” verirsin.Uyanış evrelerinde hataya düşülen durum ise; size göre özel olan hiçbir hal, tavır, özgü hareket, istekler, hedefler, korkular, kaygılar, eksiklikler, fazlalıklar ve dahi hiç ama hiç yardımcı olacak biri çıkmaz. Zira, “Özel Duruma Gönüldaş Olmak” ciddi ve çaba isteyen iştir ki, sadece sizin için ya da diğer bir tabirle, sizin kendinizi tamamlamanız yolunda kimse size bu fedakarlıkta bulunmaz.Neden mi?Kendini tamamlama yolunda her türlü “Bilgi” araştırılır ve kaynağından öğrenme metodu takip edilerek, anlatılanlar ya da uydurulanlar yerine doğruların gerçekçiliği güneş olmaya başlar aydınlanma mevsiminize. Sorular sorarak başlarsınız bu bilince vardığınızda ve ilk soru her zaman olduğu gibi kendi içinize dönüktür;“Sen Kimsin?”“Kime Yarandın?”Bu sorulara verdiğiniz yanıtlar, üst satırlarda bahsettiğimiz “Bilgi” tünellerinden sağ salim geçmeniz ile başlar. Sorgulayıcı bir beyin sayesinde kendinize ait ilk istekleriniz ortaya çıkar. Bunların başında da “Saygı” temelinde nefes alabilme beklentisi olur ki, olan biten her ne varsa, gereklilik süzgecinizden geçirmek ve hepsi için alelacele davranışlarla günü, kendinizi ya da sevdiklerinizi kurtarmak yerine, gerçeklik barınağı içinde toplamaya başlarsınız. Davanız da şekillenmeye başlar böylelikle. Hareket alanlarınız içerisinde tek derdiniz “İnsanlık Davası” halini alır.Ayırt etme ve ilgisizlikleri kabul etmeme sancılarına en iyi ilaç “Sus!” çağrısını duymak ve yaymaktır. Sessizliğin dayanılmaz isyanını gören ve sizi sadece kendiniz olabildiğinizi, olmaya çalıştığınızı anlayarak sizinle “Barış” içinde yaşamanın gerektiğine inananlar şayet sizdeki değişimi “Öngörü” ile kavrayamıyorlarsa, yavaşça sizden ellerini eteklerini çekmeye başlayacaklardır. İşte bu ilk temizlik anlarınızdır ama siz çözümleyemezsiniz. “Ne Az, Ne Çok”, kararınca sizde kalacaklarla yolu sürdürmek en hayırlısıydı.Öyle de olmaya başladı değil mi?Kendini tamamlamaya ilerleyişin mihenk taşı keşiflerinden birisi de; “Bana Her Yer Ben” kazanımına erişmektir.Mutlu olacakları için değil, mutlu olacağınız şekilde bir hayatı hak ettiğinize olan inancınız, yukarıda özetlediğim ve yaklaşık bir senedir her birini ayrı, ayrı detaylandırdığım olgularla beslenmiş oldu. Çok da iyi oldu ama.Hayatı doyasıya ve sevesiye, her tadına ayrı aşk demleyerek, özgürce, huzur içinde kendinize yetenlerle sürdürebilmenin hayali yüzleri gülümsettikçe, “Zamanın Var Mı? Sorusu takılır zihinlere. Zamanı kendi dışımızdakilere yararsızca tüketirken ve elde avuçta nasır dışında başka hiçbir sonuç bulamazken kaybetmek yerine, sadece bize özgü yaşanacak mutlu bir zamanın sorgusudur bu.Bu sorgulamayı da engellemek isteyecekler oldular, olacaklar, olabilirler elbette.Böyle bir umudu köreltebilmek adına, sizi, böyle bir alternatif hayatın asla ve asla olamayacağına kesin “Şartlanma” ve sonsuz “Şüphe” tohumlarını kalbinize ekenler vardır ve her daim olacaklar. İşte, bu pençelerden kendinizi kurtarabilmek adına “Bülbüle Özenipte Güle Susan Serçe” misali çekingenliklerden, kabullenişlerden ve tahammül sınırlarını zorlayanlara verdiğimiz koşulsuz izinlerden uzaklaşmamızın gerekliliği bu noktada ortaya çıkıyordu.Kuru ve gereksiz kalabalık tarafında kim yer alırsa alsın ve hangi sıfatı taşırsa taşısın, önemsizliklerinin idrakiyle birlikte son sorgulamaya varacaktır yolcu; “Mandalın İçeride Ne İşi Var?”Bu mandallar, yani kuru kalabalıkların hayatınız üzerindeki hâkimiyetlerini belirleyecek çizgileri belirleyen yolcunun ta kendisidir aslında. Yolcu olarak gezdiğin istasyonlardaki “Sarı Çizgilerinden Sen Suçlusun”. Çizgisini değiştiren ya da çizgiyi aşanlara gerekli “Zeybek Vuruşu ve Efe Duruşu” nu göstermedikçe “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Beynimizin Midir” sizce?Elbette hayır.Tüm bu farkındalıklarımızla geçtiğimiz tünelin sonundaki o parlak ışığın kenarındaki tabelaya takılır gözümüz. Yeşil otoban tabelalarından biridir ve üzerinde “Alternatif Hayat Mümkün” yazmaktadır. Bu yolun yolcusu için aman ne mutluluk ne sevinç.En başından bu yana “Alternatif Hayat Yolcularına Ücretsiz Yol Rehberliği” sunan her kitabı, her videoyu, her kursu ya da her yazıyı, tıpkı bu yazılar gibi, kendine yüklenen siz değerli okurlarım ve yol arkadaşlarımın “Yolculuk Öncesi Valiz Hazırlığı” telaşlarına dair betimlemeli ama bir o kadar da zorunlu hafifleme çalışmalarına katıldıysanız, merhalelerin en büyüğünü, en mühimini ve en zorlusunu geride bıraktınız demektir.Temizlik zahmetlidir ama mis kokar.Hafifletir ve kazandırır,Sizi, size…Özgürce düşüneceğiniz, kimse yerine kendinize değer vereceğiniz, kimseyi üzmeyeceğiniz ve kimseye üzdürmeyeceğiniz, değerinizi küçümsemediğiniz, küçümsetmediğiniz, varlığınızı temiz nefes almak için huzurlu oksijenler biriktirdiğiniz, kavgasız, çekişmesiz, saygıyı hak ettiğiniz ve saygıdeğer bir hayat süreceğiniz ömrünüze geldiniz,Ne iyi ettiniz de geldiniz,Hoş geldiniz.

PAYLAŞ
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız