Değerli Dostlar,

 

Her şeyinizin az olduğunu düşüneli kaç zaman oldu?

Var olanlarla yetinmeyeli?

Kaç zaman oldu yenilenmeyeli?

 

Oldukça fazla süredir sanırım değil mi?

 

“Kendimi bildim bileli” cevabını veren dost okuruma da teşekkür ederim.

 

Peki hiç düşündünüz mü?

Azın ne kadarı gerçekten de az?

 

Ya da

 

Azımsanamayacak kadar düşkün olduklarımızdan fedakârlık göstermek yerine, az olandan kurtulabilmenin ölçüsü nedir?

 

Hangi para birimi çare olur?

 

Hangi insan azımızı giderebilir?

 

Hangi yiyecek,

 

Hangi, o her neyse o?

 

Azar, azar tükettiğimiz ömürden birikenlere henüz doymayışınıza bir bakın,

Bir bakın halinize,

Azıcık da olsa yetmiyor musunuz kendinize?

Halk arasındaki sık kullanımıyla;

 

“Neyin peşindesin…”

 

Gelin biraz hesaba vuralım azdan kasıt tuttuğumuz göz doymazlıklarımızı;

 

Kaç ile kaçı çarparsak, eşittir işaretinin sağ yanında oluşacak para tutarı sana yetebilir ve en kötü olanı da, cebinde kaç gün durabilir?

 

Azgın boğalar gibi boynuz atma heveslisi kariyer düşkünlüğünde, denizdeki balığı gören kartal dalışı yapışının sonucunda konacağın makam, en az kaç kişinin üzerine basmana eş değer olur?

 

En az kaç dileğinin kabulünden sonra istemek yerine, bizi, az çok demeden rızasına alabilecek olanı sevmeyi deneyeceksin?

 

Azarlama çeşitlerinden en az işe yarayanını bulduğunda, vazgeçmek yerine, daha fazlasıyla azabı reva görmeni hangi kutsal değer engelleyebilir?

 

Azaltmaktan helak olduğunuz eleştirilen yanlarınızı düzeltmek yerine, az kalan yandaşlarınızla beraberce hayıflanmanızın yararı sizce kime, hangimize ya da hangi bize?

 

Sağlık, huzur, neşe, sevgi, çözüm ve çarenin sıcaklığından üşüyen milyonlar, aksi hallerin enerjik soğukluğuyla yanıp tutuşuyorlar, koşuşturup duruyorlar her ne hikmetse.

 

Soğuk ifadeler,

Donuk suratlar,

Çaresiz düğümlenmeler,

Sebepsiz sonuçlu çözümsüzlükler,

Ankara’dan abim de gelmiş, evde buzdan kalıp bireyler,

İçim yanar, içim kanar da isyan kere hep isyan…

 

Hani; “Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz” idi?

 

Yoksa bu sözü söyleyen o ata, torunlarının doymazlığını ön görememiş miydi?

 

Haksızlık edip de hakkını yemeyelim o insanın.

Yok yere kul hakkı üstlenmeyi kimse istemez öyle değil mi?

Yoksa isteyenler mi var kendi izzetleri için?

Bizi ilgilendirmez,

Neticede iş, dönüp dolaşıp “nefis” konusuna dayanıveriyor ki, uçsuz bucaksız bir derya hakikaten kendileri.

 

Zat-ı şahanelerinden bir grup, “Nefis işte” kısa cümle kalıbını, üzgün ya da pişman olmuşça gibi bir tonlama ile alnımızın çatına yapıştırırken, aslında bir gerçeği itiraf etmekteler. Gerçekten de, kurtulmaya çalıştıkları o az saydıkları ne varsa bir tarafa, üzerine ekleyecekleri her göz doymazlığı, cep doymazlığı, mide doymazlığı, huzur doymazlığı gayet nefis işte.

 

Yıllarca hepimizi uyutmuşlar vesselam.

 

Yani,

Huzurun bozulması için, sağlığın kötüleşmesi için, üzüntünün damarlaşması için ve tüm çaresizliklere yana yakıla telaşlı tansiyon yükseklikleri demlemek daha akrobatik hissettiriyor herhalde,

 

Monoton yaşamdan saymışlar huzuru, sevgiyi, sağlığı ve çaresizliklere bulunan kolay çareleri,

 

Ya da işlerine gelmemesi olabilir mi?

 

“Ne Aliye yaranırsın, ne Veliye” cümlesinden kasıt Ali ve Veli’nin anlayışsızlıkları mı acaba?

 

“Bu ne manasız betimleme” diyen okurumla baş başa kalalım şimdi;

 

 

Ali ya da Veli,

Bizi ne kadar anladı ki, biz o ikisinden birine kendimizi ispatlamaya çalışacağız?

 

Bir Allah kulu da demiyor ki; “Ya bu Ali ve Veli kim oluyor ki, onlardan birinin hoşuna gidecek bir insan olmak zorundayız?

 

Öyle ya,

 

Tek yaratılış gayemiz; bizi yaratanın rızası, hoşnutluğu ve buyrukları ile vakit doldurup, “Altlarından ırmaklar akan cennetler” yurduna boyut atlamak değil mi?

 

İşte, can alıcı nokta da, tam burada işaret buluyor;

 

Kimin için ya da ne için yaşadığımızın sorgusu.

 

Tolstoy’un meşhur yapıtı “İnsan Ne İle Yaşar” ince bir kitap olarak tam biz Türk okurlarına hitap etmektedir. Fakat içerdiği hususlar itibariyle pekte az sayılmayacak zihin kurcalamaları yaptırır insana.

 

Yani, her az olan, yetinilmeyecek şeyleri barındıran demek değildir.

 

Okumanızı tavsiye ederim.

 

Bundan çok yıl evvel okuduğumda zor bela kavradığım tespitlerin, bugün ışığımı oluşturan parçacık olacağını bilemezdim.

 

Az olandan çoklar çıkarmak bu işte.

 

İyi anlamda ne varsa bunu çoğaltmak hem tüm dinlerin öğretisidir, hem de onurlu yaşamın erdem kazandıran niteliğidir.

 

Ne yazık ki, insanoğlunun gayesi iyi olanı çoğaltmak yerine, iyi denen olgu bir kenarda bekletilerek olumsuzluk namına ne varsa, son haddine kadar uğraşıp, çoğaltmak peşine düşmüştür.

 

Tek sebep; kör olası nefisler…

 

Kendi ikbali, izzeti, egosu, popülaritesi, kompleksi, midesi, arzusu, libidosu, hükümranlığı, saltanatı, makamı, mevkii, kariyeri, huyu, karakteri, saplantıları, paranoyaları uğruna feda edilen azımsananlara “nefis” kılıfına sokmak hangi kurtuluştur?

 

Dostlar,

 

Azalacak olan yukarıda sıralananlar olmalıdır.

 

Aksini düşünen, düşünebilen, düşünecek olan, bir kez daha düşünsün.

 

Ben de düşüneyim bir sonraki yazıya kadar ki, nelerimi azaltabilirim diye.

 

Sevgiyle kalın…

PAYLAŞ
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız