Merhaba Dostlar,

Bu hayattan neyi beklediğimize dair sıralanan görüşlerimizi, sağlam temelli yapılara dönüştürülecek kişiliklerimizle bütünleyebilmenin harcıdır öngörü sahibi olmak.

Başarmak ise, her baba yiğidin harcı değildir.

Ânı yaşayanların, geriyi ve ileriyi umursamayanların dünyasının dönme amacı; kendilerince doğru bildiği eylemlerin, kendilerini vezir yapacağı zafer sonuçlarıdır.

“Bak şimdi neler yapacağım” ya da “Bak şimdi neler olacak” şeklindeki başlangıç cümleleri ile gaza bastıkları paragrafların sonuç cümleleri hep tek taraflıdır. An itibariyle varılacak sonucun kazanımlarını değerlendirmekle meşgul olan bu bilinç düzeyi, paragrafın ilerleyişindeki anlam kaymalarına müdahale edebileceği hazırlıklarla uğraşmayı boşa çaba olarak görür.

Öyle ya,

Zaten, en iyi sonucu da ancak kendi emeli doğrultusunda konulacak nokta işaretinin başarısı ile taçlandıracağına adı kadar emindir bu bilinç sahibi.

Bilebilseler ki, tek sonuca ancak ve ancak ameli doğrultusunda sonucun farkında olanları vardırır Yüce Allah. Mutlak güç, hâkimiyet ve bütün iş ve oluşlar yalnız O’nun değil midir?

Kutsal Bilgi Kaynağı olan Allah kelamı Kur’an-ı Kerim ayetlerinde bu hakikatin sürekli altının çizilmesi işte bu farkındalığı yaratma çabasıdır.

Farkında olmadan kaderi (buradaki “kader” ile ifade edilmeye çalışılan bilginin detayı; “Seçimler Kaderimizdir” isimli yazıda detaylandırılmıştır.) yönetme ya da yönlendirme heveslisi olan müteahhitler, asla senaryonun hakikatli sahibinin, her şeyi yoktan var eden olduğunu düşünmezler.

Düşünmek mi istemezler?

Orası meçhul.

Çoğu zaman da hakikatten uzak, kendi doğrularının hâkimiyetine doğru yönlendirmeye çabaladıkları hayat çizgisinin ne tarafında kalabilecekleri kaygısını hiç gütmezler.

Öyle ya,

Neticenin yönü hangi açıdan olursa olsun, varılacak mutlak doğrunun kaynağı yön verenin belirlediği doğruda olmalı. Yaratanın izni ise, bu tip ilerleyişlerde hesap dışı bırakılır.

Hesaba katılmayanın göreceği hesap ise çok çetindir. Bunu bilen bilir ama bilse dahi, kendine güvenme ile kendinden ötesini yok görmeyi birbirine karıştıranlar bu bilinci oldukça hafife alırlar. Elbette ki, varabilecekleri netice, her iş ve oluşun mutlak sahibi karşısında büyük bir hüsran olacaktır. Kaçınılmaz sonuca erenlerin yakarışları arasında çok tanıdık cümleler ortaya çıkar ki;

“Ben nerede yanlış yaptım?”

“Ben bunu hak edecek ne yaptım?”

“Ben böyle olacağını düşünmemiştim.”

“Benim istediğim bu değildi.”

“Bu, bana yapılan büyük bir haksızlıktır.”

“Bana kurulan büyük bir tuzaktır bu.”

“Aldatıldım, kandırıldım, yanıldım.”

“Neden hep beni buluyor?”

“Ben hep yenilmeye mecbur muyum?”

“İsyanım var benim kadere”

Tüm bu tanıdık cümlelerin çoğuna aşinayızdır. Birkaç cümleyi kulaklarındaki nağmelerle şarkıya dökenlerimiz olmuştur muhtemelen. Müziğimizin içerisine ve içeriğine yansıyan bu hallerin tezahürü noktasında olabildiğince cömertlik gösteririz de, işin başındayken mutlak sonuca ulaşılacağına olan kati inancımızı asla sorgulamayız.

Sen, didinirsin, uğraşırsın, planlarsın, kurarsın, sahnelersin, rollere bölersin, uygularsın, çırpınırsın ama O, tek kelime ile varlık âlemini kuşatır;

“Ol” der ve oluverir.

Göz ardı edenlerin varacakları son noktayı hesap dışı bırakmalarının altında yatan en önemli sebep; benlik ile bencillik arasında sıkışan ruhun, nefse mi yoksa nefsine ters düşenlere mi hüküm kurmak istemesidir. İşte, mücadelenin çetinliği de burada başlar. O an olan bitenin anlık sonuçlarına dalan alt bilinç sahiplerinin ilk görünüşteki zafer sandıkları şey aslında kocaman bir oyalanış zamanına düşme gafletidir. Her türlü gafletten uyandıracak olan da yine o hesaba katmadıkları tüm zamanların tek sahibidir.

Der ki;

“Ve kim Allah’a güvenirse, O, ona yeter.”(Talak Suresi: 3. Ayet)

Benliklerine uyar ya da uymaz, bencilliklerine kılıf yarattıkları doğrulara belki bilinçle belki bilinçsizce sarılabilecek bir topluluğu bulma çabalarına karşılık göremediklerinde şu bilginin varlığını ve hakikat sahibi tarafından işletileceğini kurgulayamayacak kadar kendi kurgularına boğulmuşlardır;

“O inananlar ki, insanlar kendilerine; “Halk size karşı bir araya gelmiş, korkun onlardan” dediklerinde, bu onların imanını artırdı da şöyle söylediler; “Allah bize kâfidir/yetendir. O, ne güzel vekildir/koruyucudur/sahip çıkıcıdır.”(Âli İmrân Suresi: 173. Ayet)

Zaman Yönetimi adı altında verilen eğitimler, seminerlerin aslında kocaman bir “hiç” olduğunu, “hiçlik makamı” sahibi bize ne kadar da net açıklıyor öyle değil mi?

Zamanı yönetebileceği zannına sahip olanların bilmediği ya da bilmezlikten geldiği, bir adım sonrasına ilişkin var olabileceklerin sonsuz miktarıdır. Kendi özünde kabul ettikleri ile kabullendirmeye yönelik anlık hareketlerin yaratabilecekleri konusunda ön çalışma yapanlar, ihtimallere bölünmüş her sonuç karşısında tavrını ve bekleyişini koruyanlar, sabredenler ve her açıdan gözden geçirmeyi tamamlayıp işin oluşunu Allah’a bırakma tevekkülüne varanlar karşısında görülen yenilgiye şaşırmamak gerekir.

“Benim kaybedecek neyim kaldı” cesareti ile koşuşa geçen “ben” sahibiyle, “Acep bu işin sonu ne ola ki?” sorusuna cevap arayan nefis eğiticisinin varacakları sonuç sizce aynı mıdır?

Küçük kazanımlar sağlamak amacıyla büyük düşünemeyenlerin koştukları parkurda yıkacaklarını düşündükleri ilk engelin yüksekliğine bakarken, engel dibindeki çukuru göremeyişlerinin felaketinden habersiz kalanların doğru zannettikleri doğruları ve hak gördükleri haklılıkları dışında yanlarında kalan hiçbir şey olmadığını fark ederler mi sizce?

“Her şey benim, her sonuç bana, her olumsuzluk benim doğrularımı kabullenmeyenlere, mecbur bırakamadıklarıma” gibi bir bilinç düzeyi, son hamleyi muhakkak yanlış oynar. Aslında o hamleyi ona oynatan da “Vekil” olan Allah’tır.

Lakin anlayana…

Gidilecek her yolun sonunda varılacak neticeleri teker teker değerlendiren kişiler “hak” ve “hakikat” olanı ararken, bu arayışı küçümsemek isteyenlerin intikam cümlesi;

“Sonunu düşünen kahraman olamaz” inanışıdır.

Sonunu düşünmeden ya da kendimizin kurgusu olan sonlara heveslenip arzuladığımız kahramanlığı göremeyecek olmayı notlarımızın arasına almadığımız müddetçe, kendi sonumuzun korkusunu yaşama telaşlarına kapılabiliriz.

Etrafınızdaki ön görü sahiplerini hatırlayın, güvendiklerinin ne olduğunu sorgulayın.

Bir de, son hamleyi yapmaya hazırlananları bulun ve uyarın;

“De ki: Çarçabuk gelip çatmasını dilediğiniz o azabın birazı neredeyse gelmek üzere size.”(Neml Suresi: 73. Ayet)

“Ben doğru bildiğimden şaşmam. Benim doğrularım mutlak doğrudur.” Diye karşılık vereceklere de son söz olarak;

 ‘‘Ey iman edenler, Allah’tan korkup sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.’’ (Enfal suresi, 29)

Yapılacak eylemin sonuçlarına ilişkin derin tahliller, araştırmalar, değerlendirmeler, yaklaşımlar, olasılıklar yelpazesini ne kadar geniş tutarsak, dallarını ne kadar çoğaltırsak, o derece hüsrana uğramaktan kurtulabiliriz.

Derin irdelemelerimizin nihayetinde, her şeyi bildiklerini düşündüğümüz Japonların bir atasözü ile her şeyi özetleyelim mi?

“Eylemsiz öngörü hayal görmek, öngörüsüz eylem karabasan görmektir.”

Doğrularınızın kurgusu yerine, kurgunuz doğru olsun.

Bu da size, önünü zor gören ama görebildiklerinin fazlalığına şükreden bu dostunuzdan ufak bir öneri olsun.

Oluşacak her sonuca katlanmak da her şeyden önce tevekkülün ve imanın gereğidir.

Bol düşünceler dilerim.

PAYLAŞ
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız