Safları Sıklaştıralım

Son dönem istatistik gonklarının çılgın-kıyamet çaldığı bir süreçteyiz ve bu dönemin en bariz sonucunun adı da boşanma olmuş durumda.

Yığınlar halinde mutsuzluk,

Yığınlar halinde yalnız kalma isteği,

Yığınlar halinde doymazlık…

Bahar badanası kıvamında suratlardaki yamalı pişmanlıkların öyküsü aslında bu…

İnsan anatomisinde bir iç organımız olarak görev yerinde selam duran bağırsaklardan yayılan hayati bir hormonun ruhuna rahmet okuyalı şurada kaç on yıl geçti?

Şu an otuz küsürlü yaşlara sahip olan okurlarımın hatırlayacağı çocukluk reklamlarında, sağlık programlarında ve anne günlerindeki alt mesajların en önemlisi;

“Makarna, Çikolata gibi besinler mutluluk veriyor(muş).” Şeklindeki cümleler idi.

İsviçreli bilim adamlarının bulduğu diş macununun bile mutluluk salgıladığını belirttiler kaçak-göçek.

Serotonin adı verilen bu hormon sayesinde mutluluk kazandığımızı, sebepler ya da yaşanılanlardan ziyade, kıytırık bir hormon parçasının azlığı-çokluğu oranınca anca mutluluğu hissedebilirmişiz.

Hepsi bu…

Yaşanacakların kıymeti harbiyesi kalmadığına göre, satın alınacak ve mideye yığılacak birkaç besin ile bu hormon harekete geçirilebilir ve böylelikle yüzünde gülücükler olan al yanaklı nesiller haline dönüşebilirdik,

Dönüşemedik maalesef…

Hiç birimiz de bunun tamamen bir ticaret hilesi olduğunu fark edemedik ya da o kadar saftık.

Sahi,

Ne kadar safız?

Ne kadar aldanabiliriz?

Ne kadar aldatabiliriz?

Aldatanın aldanana kastı nedir?

Aldananın kusuru temiz kalbi mi?

Ya, aldanan saf değilse ve her şeyin farkında olduğundan susuyorsa?

Tüm bu sorgulamaların tek suçlusu var;

“Serotonin” denen hormon…

Eksikliğine binaen çözülme hezeyanlarında akıp giden toplumumuzun süratli tüketişlerine kısa süreli eklentilerden birisi de bu hormondur.

Yetmiyor,

Kesmiyor…

Anlık doygunluk sonrası tavana vuran mutluluğun sonrası diplerde gezen müzmin isteksizlik ve bıkkınlık hiç mi hiç hızını kesmiyor.

Dünyalarca huzur, sevgi ve sadakat yerine bir tabak makarnaya tav olan ruhumuzun hormon kavuşmasında hep aynı serzeniş atılır ortaya;

“Bu hayatı değiştirmek istiyorum”

Bir kere de kendinizi değiştirseniz?

Serotonin ardından hızla iniş-çıkış yapan mutluluk ardından adrenalin hormonu arayışı yüzünden herkes çeşitçe yanlışları yaşamak ister, yaşar, yaşatır…

Kim muhafaza edecek aklımızı?

Ne diyeyim, şansınız bol olsun saf kardeşlerim…

Derinliğine bakmaksızın yüzeysel anlayışlarla bu yazıyı ötelemeyin,

Okuyun, okutun…

Sevgiyle Kalın…

PAYLAŞ
Cantürk Erşen Ergül
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.