Dostlarım,

Bu yazının kaç kere değiştiği konusunda bile yazı kaleme alsam, inanın uzun uzadıya okur dururdunuz.

Nasılsınız? diye sormak istedim bu hafta,

Sahiden, nasılsınız?

Hangi mevsimi karşıladınız son bir haftada?

Ya da hangi mevsimi seçtiniz kendinize?

Yoksa, bu seçiminizin getirdiği olumsuzlukları da mı kadere bağladınız?

Eğer bunu yaptıysanız size bir paragraf yazıyorum. Kendinizi özel hissedebilirsiniz;

Şayet, kader dediğiniz şey, her an için yazılı bir metin veya kurulu bir program ile hareket etmemiz ise, o halde hepimiz bir bilgisayar oyunu karakteriyiz. Onların da sanal da olsa bir akılları var ama tüm seçenekleri kontrol eden kişiler tarafından seçtirilmekte. Salt akıl var ama yönlendirici olmadan bir şey yapamazlar değil mi?

Bilgisayarlarda ve cep telefonlarında oyun oynayanlarla biraz irdelemeler yapalım.

Bir süre öncesine kadar hepiniz çiftliklerinizde çiftçilik yapardınız ya da yapan parmaklarınızdı.

Kedinin ilginç tondaki sesi ile ihtiyacının geldiğini anlayan ve ihtiyacını gidermek için telaşlanan hanginizdiniz?

Elinizdeki, daha önce hiç yaratılmamış silahlarla dünya hakimiyeti kuran siz değil miydiniz?

Sahi, kaç cana kıydınız?

Ama bunların hepsi bir oyundu değil mi? Ne çiftçiydiniz, ne asker, ne de kedi sahibi…

Düşünün;

Sizin yönlendirmeniz veya komutlarınız veya çizdiğiniz yoldan dışarı çıkmaları imkansız öyle değil mi?

Diyelim ki, çiftliğinizdeki çiftçiye çapa yapması komutunu vermediniz, o da çapa yapmadı, ürün alamadınız. Bunun sorumlusu olan siz, çiftçiye dönüp;

"Neden çapalamadın, görmüyor musun çapa bekliyor tarla" derseniz saçmalamış olmaz mısınız?

Ya da, kontrol ettiğiniz eli silahlı askerlerle düşman oyun grubunu sapır sapır öldürürken diyebilir misiniz ki;

"Öldürmek yasak kardeşim bunu bile bile niye öldürdün?"

Varsayalım o askerin dili var ve size dönüp şunu dedi:

"Sen öldürttün, sen ne komut verdiysen onu yaptım, suç benim değil senin" demez miydi?

Düşünmeye devam edelim…

Çiftçi karakteri dönüp size demez miydi; "Sen çapa yap demedin, programa yazan da olmamışki, ben de çapalayayım. Ben masumum, ne dediysen onu yaptım"?

Burada devreye şu ayet giriyor;

"Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır"

Aklını kiralayanların üzerine denmiyor dikkat buyurun.

Her yapıp ettiğimizin sorumlusu olarak gördüğümüz kaderi ne kadar da yanlış bilerek kadercilik olgusuna sarılıp hayatımızı ziyanlara uğratıyoruz. Belki de, her yapıp ettiğimize böyle kılıflar uydurarak olumsuzu normalleştirmeye çalışıyoruz.

Hiç kaçmayacaksın aslında. Yapılabilecekler ortada. Akıl da sende iken, seçenekleri doğru seçmektir senin kaderin.

Yanlış seçenekleri seçmek ise imtihanın.

Şimdi ben bu yazıyı yazdıktan sonra çıkıp dışarı en az on kişiyi öldürüp, sonra da ana yolda karşıdan karşıya geçerken bir araba altında kalsam ve bir de buna;

"Kaderimde bu da varmış, yazılmasa yapmazdım" desem ne kadar güzel olurdu değil mi? Oh… tüm sorumluluğu havale ettim yukarıda olduğu düşünülene, yapan da o, eden de o, dolayısıyla Cennet hak ve hakikat… 

Böyle düşünenlerin bilgisayar oyunundaki çiftçiden ya da askerden farkları ne?

Allah bize bir çok yolu vermiş ve demiş ki, Ey kulum, doğru ya da yanlış arasında duruyorsun, seçimini özgürce yapabilmen için sana bahşettiğim aklını kullan, kullan ki, doğru yoldan gidesin. Yanlışı seçersen sana sonuçlarına her iki alemde de yaşatırım. Bunu bile bile, "Sen yazdın oldu" deme cürretini görenimiz hiç de az değil.

Dostlar,

Kader denen şeye taparcasına yaşamanın sonucunda insan ne huzur, ne gayret, ne aşk, ne sevgi, ne sakinlik, ne de özgürlük bulabilir.

Kaderin bize sunduğu seçme hakkını iyi değerlendirmemiz durumunda yukarıda saydıklarımıza erişiriz.

Seçilme hakkını Yüce Yaratıcı, diğer tüm varlıklardan öte tutmakla bize sağlamış durumda. Sadece bu seçilmişliğimizi farketmemiz gerekir.

Aman köprü varken, beş dakika yolu kısaltacaksınız diye otoyoldan karşıdan karşıya geçmeyin. Yok geçecekseniz de bunu çok iyi bilin ki, bu sizin seçiminizdir. Kaderinizi yazanın sorumluluğu değil.

Önümüzdeki haftaya kadar kader denilene neleri yüklediğimizi ve kime haksızlık ettiğimizi iredeleyelim.

Allah akıl sağlığımızı muhafaza etsin.

PAYLAŞ
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi yazınız