Uyanış

Merhaba Bahar,

Merhaba Güneş,

Merhaba Laleler,

Merhaba Mübarek Üç Aylar,

Merhaba Çamlar, Leylandiler,

Merhaba kozasında son kez bakan tırtıllar,

Merhaba küreğindeki sıcak ekmeği fırına süren,

Merhaba gariplik süren,

Merhaba Bulutlara bakıp yağmuru düşlerken ekinini süren,

Merhaba bağnı bozan,

Merhaba ineğini salan,

Merhaba gece uykudayken yavrusunun alnına öpücük konuduran utangaç baba,

Merhaba herkese tek başına yetebilen can anne,

Merhaba gündöndüler, günebakanlar,

Merhaba canlanan doğa,

Merhaba Canlar…

Ara sıra sağanaklara uğrasa da, en güzel mevsimi yaşamaya başladık son bir kaç günden beri.

Sevincimiz arttı, kıpırtımız arttı, umudumuz arttı.

Aşka takılanlarımız oldu mu son günlerde?

Ne de güzel olmuşsunuzdur şimdi siz…

Ruhumuza sağlık direnci aşıladıkça, mevsimi daha bir coşkuyla sarmalar olduk öyle değil mi?

Askerden gelmeler başladı şimdilerde. Analar, kuzucuklarına sarıldıkça baharın çiçeklerini açtırıyorlar.

Güneşi gördükçe midir nedir, doğum günleri, nişanlar, düğünler, terfiler, kutlamalar, aniden çoğalıverdi fark ettiniz mi?

Ne kadar hasretmişiz birlikte sevgi dolu zamanları mevsimi ile sarmalamaya, yanılıyor muyum?

Canlanıverdik…

Spor müsabakalarında finaller yaklaşırken, şampiyonluk heyecanlarını da ekliyoruz bu sıralar baharın kırlarına,

Sahi, kim şampiyon olacak?

Şarkıların da ruhuna sağlık değmeye başladı ve ne de güzel oldu. Hareketimize ritim katıldı.

Temizlik yapma şevkinize açık camlarınızdan sızan kuş cıvıllaşmaları ile çocuk çığlıkları karıştı, üzerine eklendi son çıkan popüler oynak nağmeler,

Sahi, bu ara hangi şarkıyı saçma sözler biraraya getirerek ezberleme çabasındasınız?

"Şehrin göbeğinde kafamı dinleyecek boş an bulamıyorum, gel sen bir de bu evde cam aç bakalım ne kadar sürecek pencereye kafa tutman, kaldırmaz benim kafam şarkı markı." diyen hanginizdiniz?

Ya da…

"Beni kim dinleyecek ah be kardeşim" dediğinizi duydum eyy efkârı demleyen okurlarım.

Sizi kimin dinlemesini istiyorsunuz bilemiyorum ama gelin biraz hayatı dinleyelim çağladıkça mevsim.

Bir süredir konuğu yaptığınız hayatınızda, bana dair biriken her okumanızı bir nebze daha güneşlendirelim istiyorum.

Çok şeyi kaybetmiş olabilrsiniz, olabiliriz şu ana kadar.

Büyük Usta Kayahan'ı kaybettik mesela.

Sizi bilmem ama beni ziyadesiyle üzüntüye boğdu. Hayatımın geçiş süreçlerine, besteleriyle ve sesiyle eşlik eden bir insanın, hayatınızın bundan sonraki anılarına ekleyebileceği doğa üstü sözler ve melodiler olamayacağını kabullenemedim. Kendi adıma…

Ellere verdikleri sürece kurşunlara "yar" diyerek yemin edenlerin ruhunu besleyen birisi, canımızın yapraklarını yeşil bırakıp, ışıksız ve katıksız odalara kapanıverdi usta.

Ne olursa olsun, kalanlarımızın üzerine doğuyor güneş ve her zamankinden daha parlak ışıltılar serpiştiriyor hayatla barışmalarımıza.

Zerreciklerin bilinmesinde saklı olan hakikat bütününü çözümleyen Oktay Sinanoğlu hocanın kaybını ne kadar önemsiyorsunuz peki?

Dostlarım,

Sabır ile sebat yurdudur yer küre. Sabretmek, sadece basit bir erdem değildir. Sabretmeseydik şayet canlanabilmesine erişebilir miydik tabiatın? Kozasından uçurabilir miydik yüreciğimizi? Önümüzü aydınlatabilir miydik?

Zamansızların meskeni olamayacak kadar kısa sürelidir bu dünya.

Zaman yetirememekten hanginiz şikayetçisiniz?

Durun durun… Sayamıyorum, sayamam.

Sarıdan yeşile dönmenin sabrını izlediniz mi ağaçların?

Leyleklerin toplu firarlarına şahitlik eden gözler, tatil planlarını hangi sabıra doldurdular?

Mevsimi geldi diye midir bilinmez, kalemim bile başka bir coşkunun kelimelerini dansa davet ediyor huzurlarınızda.

Beylik laflarla baş ağrıtacak düşün yığınları oluşturmak istemiyorum bu hafta. Daha çok sevgiyi bütünleştirmeyi düşlüyorum gönüllerinizde. Derdiniz de çok, çaresizlikleriniz de, ümitsizlikleriniz de, zamansızlıklarınız da, sancılarınız da, kurgularınız da…

Kaçırmayın boş dövünmelerle bu yolculuğun bahar durağını ve inin de soluklanıverin.

"Bu beton yığınları arasında nerede soluk alacağız? Yazıyorsun ama düş kuruyorsun."

Gerçekçilik, sizin sandığınız gibi derin dondurucu ortamlarda kirpik buzlandırmak değildir. Sıkıntılarına sabretmek, sebat göstermek, metanetle yaklaşmak ve tevekküle karşılamaktır asıl gerçekçilik.

"Hayy'dan gelen, Hu'ya gider." sözünün manası üzerine tasavvufi açıklamaları detaylıca yapan yaptı.

Neydi Hayy? İlk yazılarımızda bunu paylaşmıştık. "Hu" ise, zat-ı münezzeh olanı işarettir.

Oldurdu, var etti, gönderdi sana. Sonrasında senin olumlu-olumsuz tepkinden ulaştı O'na. O, yani Allah, senin bu tavrına layık olan hayatı çizdi sana. Sür ha sür…

Sonra yakınma ve isyana gitsen ne fayda. Kendinedir tüm mücadelen. Yapan da sen, eden de sen, bulan da sen.

Boş verme tabi. Dertlenebilirsin tamam da, dertli divaneliğinin kime faydası var? Sana bile yok tabiki. Düşünsenize, mahallendeki tek tük ağaçlar, son yaprak kayıplarından yana dertlenip de yeşertecek dallarını çürütseydi?

Düşünsenize, Yüce Yaratıcı, şayet sizin kadar efkârlı olsaydı sonumuz ne olurdu? Bu anımız ne olurdu? Haşa… O, zaman ve mekân ve her ikisi arasındakilerin tümünden münezzehtir. Sizin dertlenmenizin yahut can sıkmanızın ruhunuzu bu bahar uyanmaktan mahrum kılacağı içindir ki, baştaki selamlarım ulaşamadı size. Malesef…

İzinizi izinsizce izleyen aileniz, dostlarınız, yariniz ya da yavrunuza bakın, gözleri heyecanla ışıldamakta, güldüreceğiniz göz bebeklerinizin umut şarkılarını söylemekteler. Gördüyseniz, sarılıverin sizden olanlara ve size kalanlara.

Denize küçücük bir taş atın, atıldığı yerden etrafa yuvarlak daireler yüzdüğünü görürsünüz değil mi? İşte, sizin gülen göz bebeğinizin yeşerteceği bahar ışıltıları da öyle dağılacak etrafınıza ve hiç merak etmeyin, gelip sizi mutlaka sarmalayacak. Denemesi de bedava.

Kazancınız ise, derin ve geniş bir huzur denizi.

Değmez mi?

Bu hafta, her konuyu öteledim, bu seferlik böyle olsun istedim. Mutlu yüzlerinizi karşımda görüp te yazdım. Siz, şimdi en yakınınıza gidin ve uyanan mevsimin ruhunuzdaki yeşermiş canlanışınızı paylaşın.

Sabredemedikçe kaçırdığınız kaç mevsim ve kaç mevsimlik gönül sahipleri olduğunu zihninizden geçirin.

Sabredenlerdenseniz, zaten kurtuluşa erenlerdensiniz.

Sabırla okuyarak güneşi karşılama törenime katıldığınız için minnettarım.

Güneşin aydınlığıyla kalın…

PAYLAŞ
Cantürk Erşen Ergül
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.