Vazodan Yansımalar

Evinize gelen bir misafiriniz tarafından hediye olarak getirilen vazo…
Kristalize edilmiş kalın camdan üretilmiş,
Baktığında, kendi simanı çoğalmış bulacağın parçalarda ve baklava kesimli,
Çiçek mi koysan, vitrinde mi sergilesen, çeyizlik mi saklasan, bilemediğin…
Öyle can, öyle kalben, öyle hisli birinden gelmiştir ki, kıyamazsın dokunmaya…
Öyle bir görmek ister ki, kıyamaz bile hediye etmeye de, mecburiyetindedir misafirlik gereklerini yerine getirmenin ve içi gitse de derinden derine, içlense de umudu vardır her gittiğinde görmeye…
Öyle ya,
En değer verilene, en değerli görüleni hediye etmek makbuldendir.
Saklanıp saklanmaması, sergilenip sergilenmemesi, kullanılıp kullanılmaması, muhatabın verdiği değerle endekslenir.
Hem hediyeye,
Hem hediye edene,
Hatta ve hatta aradaki bağa…
Bağın ne kadar güçlü olduğuna mukabil, vazonun da konumu şekillenecektir.
Bir vazoya bu denli sorumluluk yüklemek akıl kârı değildir ama gel gelelim olayın asıl kahramanı vazonun ta kendisidir.
Camdan oluşu, kristalize oluşu, boşken kullanışsız, dolu iken gözde oluşu, sessiz oluşu, göbekli oluşu, kıvrak oluşu, kırılgan oluşu, narin oluşu ama sağlam gibi duruşu ile senden, benden farksız, sadece ruhsuz ve cansız…
Toprakla doldurursan çiçek filizlendirir, Suyla doldurursan gülleri gülümsetir, heybetini konuşturursan sehpa üzerinde cümle eşyaya meydan okur.
Bakarsan, vazo işte…
Kim bilir hangi hali ile size benzeyen bir yönünü buldunuz.
Bu gözle bakarak ta evdeki vazolarla sohbet etmeye çalışmayın, suskunluklarıyla sıkılırsınız.
Çok büyük beklentilere girmemek lazım…

Lâkin,
Bu vazoyu kullanma şekliniz ve kullanım yeriniz, sizdeki ruhsal gücün aynasıdır.
Siz, o vazoyu, mutfakta sürahi olarak kullanabilirsiniz ve önemli hale gelir sizin açınızdan.
Siz, o vazoyu, salon sehpası üzerinde renkli çiçekler ekili toprakla doldurabilirsiniz ve süslenir mekânınız.
Siz, o vazoyu, banyonuzdaki lavabonun üzerine diş fırçalık olarak da yerleştirebilirsiniz ve temizliğin vazodan gelmesi gibi değersizleştirecek bir konuma da sokabilirsiniz.
Ve siz, o vazoyu tuvalete, tuvalet kağıtlığı olarak dahi koyabilir ve hatta değerini yerlerde süründürebilirsiniz Allah muhafaza…

Peki,
Böyle bir konumlamada,

Yani,
Tuvalet kağıtlığı olarak kullanımda kesilen değersizlik cezası vazoya mıdır, hediye edene midir?

O vazoyu tuvalete koyarak değersizleştirir, önemsizleştirir ya da göz önünden kaldırabilirsiniz ama vazonun sahip olduğu özelliklere leke düşüremezsiniz.

Gün gelir vazonun yerini değiştirmeniz de mümkün tabi ki.

Salon orta sehpası üzerinde sarmaşıklara yuva da yapabilirsiniz ve böylece iade-i kıymetini geri verebilirsiniz.

Fakat;

Kazara ya da bile-isteye o vazoya zarar verebilirsiniz, kırabilirsiniz, un-ufak edebilirsiniz ve o vazodan ila nihayet kurtulabilirsiniz.

Tavrınızın yanlışlığını ya da aslındaki kıymetini anladığınızda geç kalınmış vaktin geriye getirmez eski halleri ile yüz yüze kalındığında o vazonun işi bitiktir.

Çoktan atomlara ayrılmıştır ve hiçbir ifadesi kalmamıştır.

Oysa,

Tüm nefrete rağmen kısa yer değişiklikleri ile geçici huzur kayıplarını, değer kayıplarına tercih edebilirsiniz, değil mi?

Tuz-buz olmasındansa, yurtsuz olması tercih edilebilir.

Tıpkı sinirlendiğiniz anda bir şeyler yapmak istediğiniz, haklarında hükümler kesmek istediğiniz, varlığına bile dayanamadığınız ile birlikte görmek dahi istemediğiniz ama hayatınızda olmak zorunda olan, birinin getirdiği veya kendiliğince gelen insanlar gibi…

Gelecek günlerin ne getireceğini bilemezsiniz, bilemeyiz.

Kırmadan önce birini, aklınızda olsun vazonun halet-i ruhiyesi…

İyiliklerle kalın…

PAYLAŞ
Cantürk Erşen Ergül
1982 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.