Yıllar Yorgun, Kim İhtiyar?

Cantürk Erşen ERGÜL yazdı…
Merhaba,

Ömrümüzden miladi bir yıl daha tükenmek üzere,

Biyolojik yaşlarımızı bilemesek de, takvimsel düzende epeyce büyüdük.

Hicri yılları da aynı kefeye koyabiliriz ama netice değişmiyor, geçen yine ömürden geçiyor.

Saniyede atan nabız, yaş hesabına katılsa,

Dakikada alınan soluk üzerine eklense,

Yutkunuşlar düşülse,

Yılgınlıklara bölünse tüm uykular,

Kalan çizgisinin altındaki rakam yaş olsa, ne kadar güzel olurdu.

Peki,

Bu hesaplamalara göre genç mi olurdunuz, yaşlı mı olurdunuz?

Bakın şimdi,

Hesaplama yapmaya çalışanlar çoktan yaşlandı bile. Yalnız, unuttukları şu ki; gençlik iksiri bu sayıların ardında asla olamaz.

Peki,

Rakamlar çoğaldıkça mı yaşlılık belirtileri başlar, yoksa insan az yaşlardayken bile ihtiyarlığa merhaba diyebilir mi?

Genç yaşta saçlarını boşuna ağartmayan şarkıların müsebbipleri bu hesaplamaları pek bilmezler.

Zira;

Sayısaldan çok Sosyalcidirler onlar.

Anların sayısal çoğunluğundan ziyade, sosyal anıların genişlemesi ile ilgilidirler. Pek azında görülen durgunluk ile yaşlanma aynı şey anlamına gelmez.

Yük yok,

Hayal yok,

Bedel yok…

Olası sorumluluklara karşı hep bir yabancılaşma hissi yaşayanların ağı içerisinde dönen duran bal arılarının yaşlarıdır hesaplarda toplam hanesinde yazılı bulunanlar.

Gözdeki yaşlar hesap dışıdır.

Gözdeki yaşların hesabına düşersek, Azrail tarafından unutulmuşlardan biri olduğumuza dair zombisel çağrışımlar ve nitelemelerle karşı karşıya kalınacağı aşikârdır.

Yaşlı Dünya nitelemesi çok cahilcedir. Güneşin yaşı evrendeki tüm gezegenlerden kat be kat fazla iken, enerjisinden, gücünden hiçbir şey kaybetmemiştir. Dünya ise; karnının büyüklüğü, oburluğu ile ağır aksak dönmeye çalışan yorgun savaşçı kalıbındadır. Yaşlı Dünya betimlemesi de yanlıştır, Ay Dede ibaresi ile aya yapılan haksız yakıştırma da.

Bunları neden mi anlatıyorum?

Tüm hesaplamaların kökeni göklerdeki bu cisimlerden ortaya çıkmış olup, insanlar tarafından, türlü bahanelerle ve muhtemeldir ki, tarım toplumuna geçen ilkel atalarımızın, ekin sonrası sıkılan canlarına bir meşguliyet arama sevdası şeklinde tanımlanabilir.

Yani tüm problem, bu ataların, işlerinin ve güçlerinin kalmadığı noktada kafayı kaldırıp gökyüzüne bakmaları sonrası doğan bilimsel faaliyetlerden doğmaktadır.

Kaç yaşında veya genç ya da yaşlı olmanın önemli olduğunu bize kim söylüyor?

İnsanlar…

Kim bu öneme istinaden akıp giden zamanın takviminde kendi yaşlarımıza çeltikler atıyoruz?

Biz…

Kim o çeltiklerin dökümünü isteyip, çıkan rapora göre mum yakıp alkış çırpıyorlar?

İnsanlar…

Giden yıllar kimin ömründen gidiyor?

Bizim…

Nasıl bir kısır döngü bu?

Yahut, kim başlattı bu çarkı döndürmeye?

“Yaş 35, Yolun Yarısı” diyen “Cahit Sıtkı Tarancı” ile kafa bulan lise gençliğinin yaşları henüz yeni çift hanelere ulaşmışken, Otuz Beş yıllık ağırlıktan bihaber oluşları ne kadar doğal?

İnsan ne zaman yaşlanır bilir misiniz dostlar?

Şaşkınlıklarının bildiklerine galip geldiği anlarda.

O nedenle de, böyle durumlarda; “Bir yaşıma daha girdim” derler.

Bu hâl itibariyle büyür insan,

Olgunlaşır,

Daha bir ayrı dönüşür doğası bütününde.

Ve anlar arttıkça, ölümün sıcak soluğunu hisseder olurlar.

Lâkin bu ölüm, sizin ölümünüz değildir.

Ölüm, zamanın ölümü, yılların ölümü, yolların ölümü, düşlerin ölümü ve gayelerin ölümüdür.

Teskin edilme beklenmez gerçi ama telkini defaatle sürdürenlerin ölümsüzlüğü bulmaları daha güçlü olasılıktır.

Biyolojik yok oluştan ziyade, kavramların enerji tüketiminin sıfır noktasına inmesi ile yaş artmalar sona erer.

Ve bu durumun sonunda ölüm değil, tam tersi yeniden diriliş aşamasına geçilir.

Yeniden ve yeniden…

Diri olabilmenin tarifine geçecek olur isek;

Malzemeleri sıralayalım,

Varlığınız, varlıklarınız, var ettikleriniz…

Tarif ise;

Varlıklarınızı, varlığınız ile var ediniz…

Sunumu size kalmış…

Bir sonraki görüşmemize kadar,

Nice yaşlar dileklerimi sunarım.

Var olun…

PAYLAŞ
Cantürk Erşen Ergül

1982 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümü ve ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini tamamlayarak mezun oldu. 8 yıl özel sektör tecrübesi ardından 2013 yılı itibariyle bir kamu kurumunda devlet memuru olarak çalışmaktadır. Azerice, İngilizce ve Almancayı çeşitli seviyelerde yabancı dil olarak kullanabilmektedir. Evli ve 1 çocuk sahibidir.